İsmet Özel Sözleri ve Hayatı

söz kimin

Bu sayfada Şair ve yazar İsmet Özel ait 59 adet sözleri / alıntıları ve hayatı yer almaktadır. İsmet Özel kimdir? Ölüm / doğum tarihi kaçtır? İsmet Özel mesleği, nereli, hayatının özeti, kısaca özgeçmişi, kaç yaşında gibi bilgilere ulaşacaksınız.

İsmet Özel
  • Adı: İsmet Özel
  • Doğum: 19 Eylül 1944
  • Mesleği: Şair ve yazar
İsmet Özel Kimdir Sayfası

Bu sayfada İsmet Özel hayatının özeti yani kısaca hayatı hakkında bilgi vermeye çalışacağız. İsmet Özel sayfasında hata veya düzeltme bildirimi için lütfen çekinmeden bizimle irtibata geçiniz. Bildirin.

İsmet Özel, (d. 19 Eylül 1944, Кayseri) Türk, şair ve yazar.

Bir süre Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde öğrenim gördükten sonra, Hacettepe Üniversitesi Fransız Dili ve Edebiyatı'ndan mezun oldu. 18 yıl Devlet Konservatuvarı'nda Fransızca okutmanlığı yaρtı. Ataol Behramoğlu'yla birlikte Halkın Dostları dergisini kurdu ve yönetti. 1963'ten itibaren şiirleri yayımlanmaya başladı. 1974'te düşünsel ve ruhsal bir değişim yaşayarak yazı hayatına İslami düşünce çeɾçevesinde devam etti. sozkimin.com Uzun yıllaɾ çeşitli gazeteleɾde köşe yazaɾlığı yaρtı. 2005'te Tüɾkiye Yazaɾlaɾ Biɾliği deneme ve üstün hizmet ödülünü kazandı. 9 şiiɾ, 22 deneme, söyleşi, mektup ve 5 çeviɾi kitabına imza attı.

1978 yılında kaleme aldığı Üç Mesele (Teknik, Medeniyet, Yabancılaşma) en önemli kitaρlaɾından biɾidiɾ. 2007 yılında kuɾulan İstiklal Maɾşı Deɾneği'nin kuɾucusu ve hâlen genel başkanıdıɾ.

kaynak: wiki

İsmet Özel Sözleri 59 Adet

Aşağıdaki İsmet Özel sözleri hakkında hata olduğunu düşünüyorsanız veya sayfamızda bulunmayan İsmet Özel sözlerini sayfaya ilave etmemizi istiyorsanız irtibata geçiniz. Bildirin.

Neyi bastırdıysan göğsüne. Göğsünü soludukça büyüyen odur.

Ömrüm, bana Allah?tan başka dost olmadığını öğrenmeme yardımcı oldu.

Benim savunduğum şey; beklentisiz bekleyiş.

Dilce susup, bedence konuşulan bir çağda, biliyorum kolay anlaşılmıyacak.

Neden her şeyin gönlümüzce olmasını istiyoruz da, istemesini bilen bir gönlümüz olmasını istemiyoruz?

Keşke aramızdaki mesafeler sadece kilometrelerle ölçülebilen cinsten ibaret olsaydı.

Hiç kimse yerinde saymaz; felaketine veya saadetine doğru yürür.

Keşke aramızdaki mesafeler sadece kilometrelerle ölçülebilen cinsten ibaret olsaydı.

Biz bir şeyleri anlamamaya yemin etmiş gibi yaşıyoruz.

Teslimiyet pazarlıksız, İhlas endişesiz, samimiyet gösterişsizdir.

Çağımızda sürüleşme, sosyalleşme adı altında gerçekleşiyor.

Her kim bir tek hak din vardır, diğerleri külliyen batıldır demiyorsa, o batıl dinlerden birine mensuptur.

Kimseye ağzının payının verilemediği bir ülkede yaşıyoruz. Uzun yıllar boyunca, en azından son kırk yıldır "yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor" düşüncesi zihnimizi meşgul etti. Bir gün ev sahibinin hırsızı ağzının payını vereceğini ümid ediyorduk. Sosyal değişimin hakkaniyet konusunda bir duyarlık geliştireceği bize mantıklı görünüyordu. Diliyor ve özlüyorduk ki türk toplumunun meşruiyet alanı inkâr edilemeyecek derecede açıklıkla benimsenebilecek. Fakat böyle olmadı. Son birkaç yılda türkiye'yi evi sayanların kimler olduğu ve bu evin ahalisinin kimlerden teşekkül ettiği soruları eskisinden daha muğlak hale geldi. Kimse kimseye ağzının payını veremedi.

Kafa karışıklığı iyidir, insan bir kafası olduğunu anlar.

Birisi bize yalnızca severseniz anlayabilirsiniz dediyse, her türlü çatışmanın akabinde sağ kalabileceğimizin müjdesini de vermiştir. Sevmek huşu duymanın bir parçasıdır çünkü. Hasyet de anlamanın ön şartıdır.

Türk toprağının üstün niteliklerle donatılması görevi savsaklanmış, vatan toprakları bakımsız bırakılmış, türkler türkleri ihmal etmiştir. Türk olmayanlar tarafından telkin edilen sözde milliyetçilik bu noktaları gözden uzak tutuyor. Savsaklama hangi alanda ve ne zaman başlamış? Vatan topraklarının bakımsızlığından kimler yararlanmış? Kimlerin ihmaliyle felâkete giden yol genişletilmiştir? Bunları konuşalım. Türkiye düşmanlarının elimize tutuşturduğu siyaset reçetesini yırtıp atalım.

Yeğâne hakikatin değişme olduğu fikrinden kalkarak hareket edenler günümüzün iri kıyım türklerinin yaptığı gibi paçasını dünya sisteminin döndürdüğü çarklara kaptırıyor ve hayatını birkaç milyar doların sınırları içine futûrsuzca tıkıştırabiliyor. Bir sonraki aşamada kendimizi iri kıyım türklerin gâvur parasıyla kaça gittiklerinin ve ufak tefek türkleri kaça pazarladıklarının keşfine hasretmek mecburiyeti altında hissediyoruz.

Oğul vermeyen bir arı kovanı gibidir türkiye. Bal yapmaz bir arı türünün kovanı.

Doğru olmadığını bildiği şeylerin gereğini yerine getiren adam yobazdan başkası değildir.

Ağlamadan dillerim dolaşmadan yumruğum çözülmeden gecenin karşısında.. Şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı üzerime yüreğimden başka muska takmadan konuşmak istiyorum.

Eğer öte dünyada makbul olacağı kabul edilen vasıflar bu dünyada üstünlük tesis etmenin aleti haline gelmiş ise ahiret sarf edilmiş olur.

İnsanlar bilgisizlikleri sebebiyle cezaya müstahaktır. Bilgisizlik ancak istikamette gösterilen sebat sebebiyle bağışlanabilir. Nereye gideceğini bilmeyeni bağışlamanın mümkünü yoktur. kimi ki gideceği yerin neresi olduğunu gayet sarıh bir şekilde bilmekte

İnsanoğlu bütün mahlukat içinde kötüye alışabilen tek yaratıktır.

Ey kalbim ey suları usul usul yükselen gizli deniz içimiz damar damar parçalansa da dışımız lal gibi sessiz.

İnsan için önüne çıkan bütün yollar yürünebilir yollar ise, o insan artık kaybolmuştur.

Ortalıkta boş gevezelikler biz onlara inanalım diye dolaşır.

İçinde bulunulan müthiş zaman parçasının önemini bir önceki veya bir sonraki zamanla değiştirme yanlışı kimseler yaşamadaki uyanıklığı terketmiş, şimdiki zamanı gölgede bırakıp kendilerini uyuşturmuş kimselerdir.

Sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz; Bize ait olan ne kadar uzakta!

İnsanlar ciddiye alınmak için deli taklidi yapıyor..

Yarım yüzyıldır olup bitenden anlaşılan şu ki türk siyasetinde yön tayin edici gibi görünen yaklaşımları benimseyenler gerçekte yön saptırıcı bir güce mahsus gizli niyetin kurbanı olmuşlardır. Bağlanmanın kıymetini bilmeyenler sosyalizmle, işlâmcilıkla, türkçülükle gemlendikleri hissiyle hareket ederek onlara çözüldükleri, koptukları taktirde dünyalığa kavuşabileceklerini vadeden beynelmilel iktidarın sultası altına girmişlerdir.

Usta ölmeden bana bir oyun öğret.. İnsan olayım..

Hayal, ipleri elden kaçırmaktır. Oysa öyle bir dünyada yaşıyoruz ki, o ipin ucu elinizden bir kaçtı mı, hemen bir başkasının eline geçiveriyor. Ondan sonra siz hayal ediyorsunuz, ama bir başkası yaşıyor.

Diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek. Belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek Hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız. Yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı.

Uzak nedir? Kendinin bile ücrasında yaşayan benim için gidecek yer ne kadar uzak olabilir.

Kafirle çatışmayı göze alan müslüman'a 'türk' denir.

Her çıkmaz sokağın çıkmaz olduğunu anlamak için sonuna kadar yürümek zorunda bırakıldık.

Türkiye devlet olarak bilgiden inhiraf ve sahici bilgiye biganelik bakımından dünyada yalnız değildir. Türkiye'nin dünyada biricik olduğu husus "millî kültür" konusunda millî müktesebatının ve millî mevcudiyetinin zıddı istikamette ilerleyişidir. Sahiciliğin dünyanın her yerinde devlet himayesinden yararlanmadığını gözlemleyebilirsiniz. Sahicilik her zaman avaredir. Ne var ki sahiciliğin devlet tarafından bir tehlike olarak algılandığı ve kifayetsiz muhterisler tarafından düşman ilan edilip devlete ihbar edildiği yegane ülke türkiye'dir. Sahtecilikle gününü gün edenler bir gün sahiciliğin onlara öldürücü bir nihaî darbe indireceğinden korkuyorlar.

Acılar tinladıkça bende hep seni seslendirir.

Şiir okumanın hasadı ancak bilinmeyen eski ile tanısılmamış yeni arasında toplanır.

Türk milleti tarihe damgasını istiklâl harbi ile vurdu. İstiklâl harbi istiklâl marşı'nın temin ettiği mantık ve iradeyle kazanıldı.

Şiir, parayla aynı kafeste kalamaz. Eğer parayla şiiri aynı kafese koyarsanız biri diğerini yer, yok eder.

Eğer kürtler asimile edilmezse ve aleviler sünnileştirilmezse türkiye cumhuriyeti haritadan silinir.

Siziyi gideren şu. Suyun sızladığını kimseler bilmez..

Anadolu'nun asilleri bu toprakların vatanlaştırılmasında öncü rolü oynayan kimlerse hep onlar olmuştur. Anadolu'nun vatanlaştırılması ile işlâmlaştırılması yüzyıllar boyunca at başı giden iki eğilim olmuştur. Bu bakımdan istiklâl harbi ve cumhuriyetin ilâni istisna değildir. Söz konusu eğilimlerin yan yana ve birbirlerine güç aktaran, birbirlerinden güç devşiren unsurlar oluşu hem istiklâl harbinde ve hem de cumhuriyetin ilânında gerçekleşmiştir. Biz türkler topraklarımıza mahsus asaleti bu iki eğilimin kesiştiği noktalarda belirginleşen davranışlarda arıyoruz. Beklediğimiz kesişme beklediğimiz asilleri getiriyor. Nerede vatanlaştırma ve işlâmlaştırma birbirinden uzak düşüyorsa orada asaletin kaybolduğunu gözlüyoruz. Bir insanın asaletini kaybetmesi de bu iki eğilimi birbirinden kopardığı, bu eğilimleri çıkar kapısı haline getirmesiyle gerçekleşiyor.

Siyasetin bütün iniş çıkışı bir yandan kurtların, diğer yandan çakalların devlete karşı toplumu, topluma karşı devleti koz olarak kullanışına ayarlanmıştır. Bu iniş çıkıştan başı dönen türk toplumu bir türlü hem güvenliğini, hem de özgürlüğünü bir arada, birlikte istediğini ve biri için diğerini feda etmek mecburiyetinde olmadığını söylemez, söyleyemez. Kurtların kurtluk, çakalların çakallık yapmalarından ülke lehine bir sonuç çıkabileceği ihtimalini hep göz önünde tutar. O kadar ki kurtların çakallaşması, çakalların kurtlaşması türklerde endişe uyandırır. Çünkü onlar da bütün hazırlıklarını hayatlarını yaşamak üzere yapmışlardır. Kurt veya çakal, takılacak birileri olsun isterler.

Ciddi mesele türkiye'den nakledilen şeyin bal değil de kaymak olmasıdır. Yani türkiye bir türlü yayık olmaktan kurtulup kovan haline dönüşememiştir. Türkiye karıştırıldıkça ve çalkalandıkça kaymak bağlamaktan ötesine güç yetiremeyen bir ülkedir. Dolayısıyla türkiye'den yarar sağlamak isteyen her kimsenin aklına ülkeyi karıştırıp çalkalamak geliyor. Biz türklerde bal yapacak bir örgütlenme olsaydı her birimizde balımıza el uzatanı sokacak bir iğne de olurdu.

Allah'a, yalnız Allah'a güvenmek bir iç terbiye işidir.

Türkler uğrayabileceği bütün aldatmacalara uğradı. Son ocaktayız. Artık her türk tutturulmesi gereken son ocakta bulunduğu bilincine ermelidir.

Orta-doğu ve balkanları avrupa ve amerika'nın tasallutundan kurtarma yükü osmanlı devleti'nin omuzlarındaydı. Önceleri bölgede bir pax-ottomana ihdas etmiş bulunan osmanlıların omuzları zamanla bu yükü kaldıracak güçten mahrum kaldı. Daha doğrusu avrupa ve amerika'nın güçlü oldukları alanla osmanlıların güçlü olduğu alan birbirinden farklıydı. Güçler arasında mahiyet farkı vardı. Kapitalizmin dünyaya sunduğu ölçüler bakımından osmanlı devleti dünyanın en güçsüz devletiydi. Bu güçsüzlüğün kaçınılmaz sonucudur ki osmanlılar tarihten silindi, gitti. Fakat osmanlı devletinin hayat kaynağı sarıh bir biçimde anti-kapitalist olan tarih yükü türkiye'ye kaldı. Türkiye'nin etrafındaki ülkeler bu yükten muaf oldukları için her aşamada avrupa ve amerika oralara musallat oluyor. Karışıklıkların sebebi bu. Türkiye başından tarih yükünü atmaya kalkışamıyor. Sakin kalışının sebebi bu.

Gemisini kurtardığı için kaptan olmayı hakettiğini düşünen kişiler bireyciliği göklere çıkardılar.

Kendi sonunun acı bir son olmasından korkanlar, isyan etmektense mizah yapmayı tercih ederler. Mizah cesaret istemez.

Türk, söylenmesi gerekeni söyleyendir.

İçinde ölüm korkusunu şiddetle duyanlar, hayattan nefreti de aynı şiddetle içlerinde taşırlar.

Çoğumuz sahneden kovulma korkusuyla, günlük hayatın verdiği role razıdır.

Otların sarardığı yerlerde güneş kürsünün değdiği tende heves kalmıştır..

Celladıma gülümserken çektirdiğim son resmin arkasındaki satırlar.

Yolumuz birbirimizi anlamaktan geçmiyorsa, hiçbir yere varamayacağız demektir.

Sor gücün sormaya yetiyorsa var mıymış, gönlümü bin parçaya böldüğünün bir sebebi.

Nasıl hıristiyan ve yahudiler sinelerinden bilhassa xvii. Yüzyıl sonrasında hasıl ettikleri modernlik karşısında çaresiz kalışlarının faturasını yüzyıllar boyunca işlâm'a ödetme yolunu tutmuşlarsa türkiye'nin sağcıları ve solcuları da cumhuriyetin ilanı üzerinden daha bir yüzyıl geçmeden ufuksuz kalışlarının acısını türk topraklarından işlâmcilik tezini silmek suretiyle çıkarmak istiyorlar.

Yorumlar 1 Adet

Perihan

hop

şiirleri güzel

Yorum Yaz

Kim Söylemiş Olabilir

Her güzellik elle tutulmaz, yakalanmaz. Eski ustalar güzelliğin peşinden koşmadılar. Bu, onların yapıtlarında kendiliğinden vardı. Onlar tüm dünyayla ilgiliydiler.

Misafirlerin Baktığı

söz kimin Alfabetik Liste