Fernando Pessoa Sözleri ve Hayatı

söz kimin

Bu sayfada Portekizli şair, ressam Fernando Pessoa ait 58 adet sözleri / alıntıları ve hayatı yer almaktadır. Fernando Pessoa kimdir? Ölüm / doğum tarihi kaçtır? Fernando Pessoa mesleği, nereli, hayatının özeti, kısaca özgeçmişi, kaç yaşında gibi bilgilere ulaşacaksınız.

Fernando Pessoa
  • Adı: Fernando Pessoa
  • Doğum: 13 Haziran 1888
  • Ölüm: 30 Kasım 1935
  • Mesleği: Portekizli şair, ressam
Fernando Pessoa Kimdir Sayfası

Bu sayfada Fernando Pessoa hayatının özeti yani kısaca hayatı hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Fernando Pessoa sayfasında hata veya düzeltme bildirimi için lütfen çekinmeden bizimle irtibata geçiniz. Bildirin.

Fernando Pessoa (13 Haziɾan 1888 - 30 Кasım 1935) Poɾtekizli şaiɾ, ɾessam.

Lizbon'da doğdu. Beş yaşındayken, müzik eleştiɾmeni olan babasını kaybetti. Annesi, Poɾtekiz'in Duɾban konsolosuyla yeniden evlenince yeɾleştikleɾi Güney Afɾika'da (1896) tam biɾ İngiliz eğitimi göɾdü. 1905'te geɾi döndüğü Lizbon'da yaşamının sonuna kadaɾ kaldı. Geςimini, İngilizce ve Fɾansızca iş mektuplaɾı yazaɾak kazandı ve yalnız yaşadı.

Poɾtekiz modeɾnizminin öncüleɾinden olan Pessoa, Milton, Shelley, Keats, Poe, Byɾon, Whitman, Shakespeaɾe, Baudelaiɾe'den etkilenmiş ve ilk şiiɾleɾini, İngilizce olaɾak, 1905-1908 yıllaɾı aɾasında yazmıştıɾ. 1912'de, ilk şiiɾleɾini "Poɾtekiz 'Rönesans' " haɾeketinin yayın oɾganı A Aguia deɾgisinde yayımladığında, simgeci şiiɾin ve "saudosismo"nun (geçmişe özlem) etkisi altındaydı. Aynı yıllaɾda, düzyazı metinleɾ (Fausto, Epithalamium, O Maɾinheiɾo, Na Floɾesta do Alheamento, vd.), eleştiɾi ve denemeleɾ yazdı. 1913'te, fütüɾist haɾekette yeɾ aldı ve Sá-Caɾneiɾo ile biɾlikte Poɾtekiz öncü edebiyatını başlataɾak, "paulismo" akımını yaɾattı. 1914 yılında, heɾ şeyi, olabilecek bütün taɾzlaɾda hissetmek iςin, kendi iςinde gücül olaɾak bulunan faɾklı yazaɾ kimlikleɾini aɾalaɾında diyaloğa sokaɾak, onlaɾa yazı aɾacılığıyla kuɾmaca biɾ geɾçeklik kazandıɾdı. sozkimin.com Pessoa'nın faɾklı yazaɾ kimlikleɾinin yansıması olan bu kökteş şaiɾ ve yazaɾlaɾ Albeɾto Caeiɾo, Alvaɾo de Campos, Ricaɾdo Reis, Beɾnaɾdo Soaɾes ve Feɾnando Pessoa'nın kendisidiɾ. Pessoa'nın kendi şiiɾleɾi ve kökteş şaiɾleɾi aɾacılığıyla yaɾattığı şiiɾleɾ Oɾpheu, Poɾtugal Futuɾista, Contempoɾanea, Atena gibi ancak biɾkaç sayı çıkan deɾgileɾde yayımlandı. "Vatanım Poɾtekiz dilidiɾ" diyen Pessoa ölümünden biɾ yıl önce, Poɾtekiz taɾihinin okültist ve simgeci biɾ yoɾumu olan "Mensagem" adlı şiiɾi yazdı ve Ulusal Pɾopaganda Sekɾeteɾliği'nin açtığı yaɾışmada ödül aldı.



Fernando Pessoa 30 Кasım 1935'te, 47 yaşında, Lizbon'da karaciğer hastalığından öldüğünde pek az tanınıyordu. Sağlığında yayımlanan dört kitabından üçü İngilizce'dir: 35 Sonnets (1918), English Poems I-II ve English Poems III (1921). Portekizce kitaρ olarak yayımlanan tek eseri Mensagem'dir (1934). Dergilerde kalmış birçok şiir, deneme vb. yazıları vardır. Ardında bıraktığı elyazması fragman sayısı 25-27 bin arasındadır.

Bütün eserleri 1942'de yayımlanmaya başlanmış ve 26 cilde ulaşmıştır.
kaynak: wiki

Eserleri
Poesías de Fernando Pessoa (1942, Fernando Pessoa'nın Şiirleri)
Poesías de Alvaro Campos (1944, Alvaro Campos'un Şiirleri)
Poemas de Alberto Caeiro (1946, Alberto Caeiro'nun Şiirleri)
Odas de Ricardo Reis (1946, Ricardo Reis'in Odları)
Páginas de estética y de teoría y crítica literarias (1967 - Estetik ve Edebiyat Kuramı ve Eleştirisi Hakkında Yazılar)
Páginas íntimas de autointerpretación (1966, Kişinin Kendi Eserini Yorumlaması Üzerine Özel Yazılar)
Textos filosóficos (1968, Felsefe Metinleri)

Türkçeye çevirilen Eserleri
Şeytanın Saati (Can Yayınları, 2006)
Sırların Cebiri (Nisan Yayınları, 1995)
Denize Övgü (İyi Şeyler, 1999)
Düşsel ve Gerçek (Dünya Kitaρları, 2005)
Anarşist Banker (Can Yayınları, 2006)
Huzursuzluğun Kitabı (Can Yayınları, 2006)
Pessoa Pesso' yı Anlatıyor (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2012)

Fernando Pessoa Sözleri 58 Adet

Aşağıdaki Fernando Pessoa sözleri hakkında hata olduğunu düşünüyorsanız veya sayfamızda bulunmayan Fernando Pessoa sözlerini sayfaya ilave etmemizi istiyorsanız irtibata geçiniz. Bildirin.

Kuş, ayaklarını yere sağlam basarak havalanır.

Olduğum şeyle olmadığım şey arasında, hayal ettiğim şeyle hayatın beni yaptığı şey arasında bir boşluğum.

Bütün hayata karşı bir mide bulantısıyla uyandım. Yaşamak zorunda olmanın dehşeti yataktan benimle birlikte kalktı. Her şey gözüme boş göründü bir an ve içimden buz gibi bir ses, hiç bir derdin çaresi yoktur, dedi.

Kalp düşünebilseydi eğer, atmaktan vazgeçerdi.

Kalp düşünebilseydi eğer, atmaktan vazgeçerdi.

Her şey ilgimi çeker, ama hiçbir şey beni avucunda tutamaz.

Vicdan azabı değil, bilinç azabı çekiyorum.

Kalp düşünebilseydi eğer, atmaktan vazgeçerdi.

Ruhunun üşüdüğünü hisseden insan artık bir daha bunu unutamaz.

Her şeyden aldığım zevki yitiriyorum; her şeyi zevksiz bulma zevkim de dahil.

Hiç olmazsa kendimi bir şeye adaya bilseydim bir ideal ya da bir kanarya, bir köpek, bir kadın hatta tarihsel bir araştırma, gereksiz bir dil bilgisi probleminin imkansız çözümü. Belki o zaman mutlu olurdum. Bu hiçler benim için bir şey olurdu.

Bir insanın gerçek boyu, görüp yaşadıkları kadardır.

Bir insanın aklının biraz kıt olduğunu, en iyi, başkalarına zarar vermeden espri yapamamasından anlarsınız.

Yalnızca iki tarih konmalı: doğum günümle ölüm günüm, Bu ikisi arasındaki bütün günler benimdir.

Çaba sarf etmek bir suçtur, çünkü her eylemle bir düş ölür.

Yaşamak, bir başkası olmaktır. Ve insan bugün, dün hissettiği gibi hissediyorsa, hissetmek olanaksızdır. Dün hissedileni bugün de hissetmek, hissetmek değil, dün hissedilmiş olanı bugün de anımsamaktır yalnızca. Artık yok olmuş olan dünkü hayatın canlı cesedi olmaktır.

Deliler, kendilerine acı veren şeye teslim olmuşlardır.

İyi bir düşçü asla uyanmaz.

İyi bir düşçü asla uyanmaz.

Biz aslında insanları sevmeyiz. Sevdiğimiz, bir insan hakkında oluşturduğumuz fikirdir.

Her yağmur damlasıyla doğada ağlayan, ıskalanmış hayatımdır... Günün hüznünü boş yere toprağa akıtan damla damla, sağanak sağanak yağmurda bendeki belirsizlikten bir şeyler var.

Ruhumun olanca özgürlüğüyle bakıyorum uzaktaki o vapura ve yavaşca bir dümen dönmeye başlıyor içimde.

Kalbimde sıkıntılı bir huzur var ve dinginliğim tamamen kaderime razı olmamdan kaynaklanıyor.

Müziğin ya da düşün hafif bir soluğu, ne olursa olsun, yeter ki öyle ya da böyle bir şey hissetmemizi sağlasın, ne olursa olsun, yeter ki bizi düşünmekten alıkoysun.

Öyleyse kim kurtaracak beni var olmaktan? Hayatımı toprağa veriyorum...

Hiç düşündün mü senin bana, benim sana nasıl da görünmez olduğumuzu? Hiç düşündün mü ne kadar cahiliyiz birbirimizin? Birbirimizi görmeden görüyoruz birbirimizi. Birbirimizi duyuyor ve sadece kendi içimizdeki sese kulak veriyoruz. Başkalarının kelimeleri kulaklarımızın hataları, aklımızın denizlerinde olan kazalardır. Ne kadar da güveniriz başkalarının kelimelerine yakıştırdığımız anlama!

Özgürlük, yalnız kalabilmeye denir. İnsanlardan uzaklaşabiliyorsan, onlara hiçbir muhtaçlığın, paraya ihtiyacın, sürüye uyma içgüdün, aşka, şana, şöhrete hevesin ya da merakın yoksa özgürsündür.

İçimin derinlerinde yığınla dostum var benim.

Deliler, kendilerine acı veren şeylere teslim olmuşlardır.

Hayatta gülünç, iğrenç ya da ağır zekalı görünmemize neden olan talihsiz olayları, kendi soğukkanlılığımızın ışığında , yolculuğun cilveleri olarak görmeliyiz. Şu dünyada hiçlikten hiçliğe ya da her şeyden her şeye giden biz yolcular gönüllü olalım ya da olmayalım, yolculuğun dertlerini , arabanın sarsılıp durmasını pek önemsememesi gereken , sıradan seferileriz. Bu düşünceyle avunuyorum , belki kendi kendimi avutuyorum, belki de gerçekten beni avutacak bir şey var bunda. Ama zaten, üzerinde fazla kafa yormazsam , aslı olmayan avuntu elle tutulur bir gerçeğe dönüşüyor.

Hayattan çok az şey istedim ama o, o kadarını bile esirgedi benden.

Hepimizin iki yaşamı var: bir tanesi gerçek olan, çocukluğumuzdan beri bir sis perdesinin arkasında düşünü kurduğumuz ve erişkin olarak da düşünü kurmayı sürdürdüğümüz; bir de yalancı olanı, başkaları ile paylaştığımız ve bir gün tabutta bitecek olan güncel, pratik yaşamımız.

İnsanın ilmi büyüktür; ama cahilliği sınırsızdır. Hiç bilmediği gökleri dikkatle inceler; bilmediği şeyleri derinleştirir, kelimelerin bile ne olduğunu bilmeden konuşur; böylece yaşar ve ne hayatın ne de ölümün ne olduğunu bilemeden ölür. Yürekler acısı.

Başka başka kişiler oldun sen,. Bütün başkaları oldun. Ama asla kimse olmadın.

Hayatla aramda ince bir cam var. Açıkça görmeme ve anlamama rağmen dokunamıyorum hayata.

Hayatta daima yalnız bir adamın düşü ol, bir aşığın sığınağı olma sakın.

Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi.

Ruhum üşüyor; nasıl iyice örtünürüm bilmiyorum. Ruh üşümesine ne cüppe var ne palto. Ruhunun üşüdüğünü hisseden insan artık bir daha bunu unutamaz.

En çok anlamak yoruyor bizi. Yaşamak, düşünmemektir.

Her şey elimden kaçıyor, buharlaşıyor. Bütün hayatım, anılarım, hayal gücüm ve içerdikleri ve nihayet kişiliğim - her şey benden kaçıyor, her şey buharlaşıyor. Başkası olmuş olduğumu, başka hissettiğimi, başka düşündüğümü hissediyorum hep. Bir başka dekorda oynanan bir temsilmiş seyrettiğim. Ve kendi kendimi izlemişim.

Tanımaya başlıyorum kendimi. Ben yokum. Olmak istediğimle başkalarının gözündeki ben arasındaki boşluğum ben. Ya da o boşluğun yarısı, çünkü orada da hayat var. Sonunda ben oyum işte. Işığı söndür, kapıyı kapa, son ver koridorda terliklerini sürüklemeye. Rahat bırak beni odamda tek başıma. Aşağılık bir yer bu dünya.

Hepimizin iki yaşamı var; sahici olanı çocukluğumuzda düşlediğimiz yaşam, sahte olanı başkalarıyla ortaklaşa yaşadığımız.

Nefret ettiğim iki şey arasında seçim yapmak zorundayım - ya aklımın tiksindiği düşleri seçeceğim ya da duyularımı dehşete düşüren eylemi; başka bir deyişle, hamurumda hissedemediğim eylem ya da şimdiye kadar hiç kimsenin mayasında olmayan düş. Sonuç olarak her ikisinden de nefret ettiğime göre tek çare seçim yapmamak, ama bazen ya düş kurmaya ya eyleme geçmeye mecbur kalıyorum ki, o zaman da ikisini birbirine karıştırıyorum.

Pek çok gemi, pek çok limana uğrar ama bir gemi bile yoktur ki, hayatın ıstıraplı olmadığı bir limana uğrasın.

Irmağın karşı kıyısı, karşıda bulunduğuna göre, asla bu taraftaki kıyı değil; çektiğim acıların tek nedeni de bu.

Tanımaya başlıyorum kendimi. Ben yokum. Olmak istediğimle başkalarının gözündeki ben arasındaki boşluğum ben. Ya da o boşluğun yarısı, çünkü orada da hayat var. Sonunda ben oyum işte. Işığı söndür, kapıyı kapa, son ver koridorda terliklerini sürüklemeye. Rahat bırak beni odamda tek başıma. Aşağılık bir yer bu dünya.

Aptallık içine karışmadıkça hiçbir zekice fikir genel kabul görmez.

Ne mutlu yaşamlarını kimseye emanet etmeyenlere.

Olmak istediğimle başkalarının gözündeki ben arasındaki boşluğum ben.

Hissetmek - ne renktir acaba ?

İhtiyaçlarını en aza indir ki, hiçbir konuda başkalarına bağımlı olmayasın.

Mutsuzluğunun farkında olmayan, kendini mutlu sanan insanları gördükçe ürperiyorum.

Var olmayan bir şehrin varoşlarıyım ben, yazılmamış bir kitabın gereksiz yere uzatılmış yorumuyum. Hiç kimseyim, hiç kimse. Ne hissetmeyi bilirim, ne düşünmeyi, ne istemeyi. Yazılacak bir romanın kahramanıyım, beni tamama erdirmeyi başaramamış bir varlığın düşleri arasında, hiç var olmadığım halde bin parçaya ayrılmış, havaya karışmış, salınıyorum.

Başkalarının sizin değerinize inandığına eminseniz, onlardan yana korkunuz olmaz.

Başkalarına hükmetmeye ihtiyaç duymak, onlara ihtiyaç duymak anlamına gelir.

Hayat onu ne hale getiriyorsak odur. Yolculuklar , yolcuların kendisidir. Gördüğümüz, gördüğümüzden değil, biz her neysek , ondan ibarettir.

Olduğum yerde olmayana, asla olamadığım şeye ait oldum hep. Ne kadar değersiz olursa olsun, ben olmamak kaydıyla her şeyi şiirsel buldum. Ben, bir tek hiçliği sevdim.

Sevilmek, gerçekten sevilmek nasıl büyük bir yorgunluktur! Başkasının heyecanlarının yükü haline gelmek nasıl bir yorgunluktur! Özgür olmayı, hep özgür olmayı istemiş bir insanı sorumluluk hamalına dönüştürmek: Bazı duygulara cevap vermek, mesafeli davranmama inceliğini göstermek, sırf başkaları kendimizi bir heyecan prensi yerine koyuyoruz, insan ruhunun varabileceğinin azamisini kabul etmek istemiyoruz sanmasınlar diye. Nasıl da yorucudur varlığımızın bir başkasının duygularıyla olan ilişkisinin esiri olduğunu hissetmek! Öyle ya da böyle, ister istemez bir şey hissetmek, gerçekte tam bir karşılık bile bulmaksızın, biraz da olsa sevmek zorunda olmak nasıl bir yorgunluktur!

Yorumlar 1 Adet

Perihan

Ozgurcan

Ölmeden önce okunması gereken, melankolinin zirvesi olan bir adamdır, adamım..

Yorum Yaz

Kim Söylemiş Olabilir

İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.

Misafirlerin Baktığı

söz kimin Alfabetik Liste