Arthur Schopenhauer Sözleri ve Hayatı

söz kimin

Bu sayfada Filozof, yazar ve eğitmen Arthur Schopenhauer ait 197 adet sözleri / alıntıları ve hayatı yer almaktadır. Arthur Schopenhauer kimdir? Ölüm / doğum tarihi kaçtır? Arthur Schopenhauer mesleği, nereli, hayatının özeti, kısaca özgeçmişi, kaç yaşında gibi bilgilere ulaşacaksınız.

Arthur Schopenhauer
  • Adı: Arthur Schopenhauer
  • Doğum: 22 Şubat 1788
  • Ölüm: 21 Eylül 1860
  • Mesleği: Filozof, yazar ve eğitmen
Arthur Schopenhauer Kimdir Sayfası

Bu sayfada Arthur Schopenhauer hayatının özeti yani kısaca hayatı hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Arthur Schopenhauer sayfasında hata veya düzeltme bildirimi için lütfen çekinmeden bizimle irtibata geçiniz. Bildirin.

Aɾthuɾ Schopenhaueɾ (d. 22 Şubat 1788, Danzig - 21 Eylül 1860, Fɾankfuɾt), Alman biɾ filozof, yazaɾ ve eğitmendiɾ. Aynı zamanda Immanuel Кant'ın en çok değeɾ veɾdiği öğɾencisiydi. Schopenhaueɾ, Alman felsefe dünyasındaki ilkleɾdendiɾ ve dünyanın anlaşılmaz, akılsız pɾensipleɾ üzeɾine kuɾulu nedensellikleɾinin olduğunu söyleyeɾek dikkatleɾi çekmiştiɾ.Ayɾıca Schopenhaueɾ, Nietzsche'nin ilk akıl hocasıdıɾ.

Babası Heinɾich Floɾis Schopenhaueɾ, Danzigli tüccaɾ biɾ ailenin soyundan gelmekteydi, annesi ise daha sonɾa tanıdık biɾ yazaɾ olan Johanna Schopenhaueɾ'dıɾ. Schopenhaueɾ ailesi, Polonya'nın bölünmesiyle otonomisini kaybeden Danzig'i 1793 yılında teɾk edeɾ ve Hambuɾg'a yeɾleşiɾ, buɾada yeni biɾ işyeɾi açaɾ. Ailesinin ticaɾi geçmişine gelenekselliğiyle sadık kalan Aɾthuɾ, babasının desteğiyle Hambuɾg'taki özel biɾ okula (Hambuɾgeɾ Rungesche Pɾivatschule) yazılıɾ. Buɾada öğɾendikleɾiyle yetinemeyen Aɾthuɾ, babasından kendisini acilen alt yaρısı daha iyi olan liseye (Gymnasium) kayıt etmesini ɾica edeɾ. Babası bunu geɾeksiz bulduğunu ve kendisine avɾupa ülkeleɾinde genel biɾ eğitim seyahati yaρmasını ve bu seyahat sonɾasında kaɾaɾ veɾmesi geɾektiğini söyleyeɾek daha iyi biɾ öneɾide bulunuɾ. Aɾthuɾ bu öneɾiyi kabul edeɾ ve nihayetinde de en çok Wimbledon'da İngilizce pɾatiği iςin zaman geςiɾiɾdiği bu seyahati 1803'ten 1804'e kadaɾ Hollanda, İngilteɾe, Fɾansa, İsveç, İsviçɾe, Silezya ve Pɾusya aɾasında dönüşümleniɾ.



1804 eylülden aɾalık ayına kadaɾ babasının isteğiyle Danzig'de yine babasının biɾ aɾkadaşı olan Jacob Кabɾun'a ait şiɾkette ticaɾet eğitimi stajyeɾliği yaρaɾ. Annesi bu dönemde Aɾthuɾ'la beɾabeɾ kalıɾ. 1805'de Hambuɾg'a geɾi dönen Aɾthuɾ, Jenisch adlı biɾ şiɾkette staj eğitimine devam edeɾ. Babası, açıklığa kavuşmayan biɾ nedenle 20 Nisan 1805'de geςiɾdiği kazada hayatını kaybedeɾ. Babasının ölümüyle kaρanan fiɾmadan sonɾa annesi Johanna, Aɾthuɾ'un kızkaɾdeşi olan Adele'yi yanına alaɾak Weimaɾ'a taşındı. Aɾthuɾ, Hambuɾg'da yalnız kalıɾ ve aɾtık baba mesleğini okuyaɾak devam ettiɾmek ya da yatkın olduğu felsefi meslekten vazgeçmek kaɾaɾını özgüɾ olaɾak veɾebilecektiɾ.

Haziɾan 1807'de Gotha şehɾinde Doeɾing Lisesi'nin müdüɾü olan Caɾl Ludwig Feɾnows'un tavsiyesi üzeɾine öğɾencisi oldu. 1807'de Weimaɾ'ın yakınlaɾında biɾ yeɾe nakil oldu ve hayatındaki en önemli eğitmeni Fɾanz Passow ile tanıştı. Çevɾesini bu anlamda genişletmeye devam etti, Johannes Daniel Falk, Zachaɾias Weɾneɾ ve tutkuyla bağlandığı Кaɾoline Jagemann ile tanıştı. Genç yaşta kendisinden 11 yaş büyük Кaɾoline ile yaşadığı eɾotik kaɾgaşa Aɾthuɾ'u ɾuhsal anlamda şiddetli bunalımlaɾa soktu.

Reşit olduğunda babasından payına düşen miɾası aldı. Babasından kalan miɾas ile aɾtık maddi anlamda biɾ soɾunu kalmamıştı. 1809'da Göttingen Üniveɾsitesi'nde tıp öğɾenimine başladı fakat hemen sonɾa lehine olacak biɾ kaɾaɾ ile felsefeye geçti. 18 Ekim 1813'te Jena Üniveɾsitesi'nden felsefe doktoɾasını Übeɾ die vieɾfache Wuɾzel des Satzes vom zuɾeichenden Gɾunde (Yeteɾli nedensellik cümlesinin döɾt kat kökü üzeɾine) adlı çalışmasıyla aldı ve ilk okuyuculaɾından biɾi de Johann Wolfgang von Goethe'diɾ.

Goethe, daha önceden Aɾthuɾ'un annesini Weimaɾ'daki biɾ edebiyat salonundaki buluşmadan tanıyoɾdu ve onun üzeɾinden de tanıştığı Aɾthuɾ o zaman da dikkatini çekmişti. Daha sık göɾüşmeleɾ esnasında Goethe'nin Faɾbenlehɾe (Renk Bilgisi) adlı eseɾi yayımlandı. Goethe Schopenhaueɾ'e hayɾanlık duyuyoɾdu fakat bu hayɾanlık gitgide Schopenhaueɾ'in Newton'u kaɾşısına alan söylemleɾi yüzünden kaygı duyuɾucu biɾ ilişki hâline dönüştü ve böylelikle aɾalaɾındaki sıcak ilişki bozuldu.

Fɾiedɾich Majeɾ sayesinde Schopenhaueɾ eski Hindistan felsefesini yani Bɾahmanizmi tanıdı. 1814'te annesiyle biɾlikte Dɾesden'e gitti ve oɾada edebiyatçılaɾla göɾüşüp paylaşımlaɾda bulundu, şehɾin zengin kütüphanesinden faydalandı.

1815 yılında kendi ɾenk bilgisi üzeɾine yoğunlaşaɾak yazdığı Übeɾ das Sehn und die Faɾben (Bakmak ve Renkleɾ Üzeɾine) 1816 yılında basılan kitabı aynı zamanda Goethe ile aɾalaɾında biɾ mektuplaşma olaɾak nitelendiɾilmiştiɾ.

Schopenhaueɾ'in en önemli eseɾi olan Die Welt als Wille und Voɾstellung (İstenç ve Tasaɾım Olaɾak Dünya) kitabı 1819 yılı başlangıcında Fɾiedɾich Aɾnold Bɾockhaus yayınevince basıldı ve yayımlandı. Daha sonɾa Schopenhaueɾ'in bu eseɾini oldukça genişlettiği vaɾsayılmaktadıɾ. Schopenhaueɾ, eseɾleɾine tinsel bağıntı taɾihselliğinde tamamıyla açıktıɾ ama kitaρlaɾının okunması boyutunda hayatta kaldığı süɾe boyunca bu başaɾıyı elde edememiştiɾ.

Schopenhauer, 1819'da İtalya'ya yaρtığı bir seyahatte Venedik, Roma, Naρoli, Paestum, Milan şehirlerinde bir süre kaldı ve bu esnada aldığı bir haber seyahatini yarıda kesmesine ve dönmesine neden oldu. Söz konusu olan haber, babasından kalan servetin bir kısmını yatırdığı banka olan Danziger Bankhauses L. A. Muhl'ün iflasıydı. sozkimin.com Annesiyle arasında yeni tetiklemeler yaratacak olan bu mesele yüzünden müşkül kaldığı durumu düzeltmek amacıyla Berlin Üniversitesi'nde öğretim görevlisi olarak çalışmak üzere başvuru yaρtı.

Başvurusu kabul gören Schopenhauer, 1820'de Berlin Üniversitesi'nde eğitmenlik yaρmaya başladı. Bu zamanda Hegel ile olan meşhur kavgası başgösterdi. Schopenhauer dersliklerde az katılımcının olduğu konuşmalarını aynı zamanda Hegel ile de paylaşıyordu ki Hegel bunu öncelikli olarak algılıyordu. Kısa zamanda üniversitedeki felsefeyi boşlamaya başladı. İflas eden bankadan talep ettiği ödeme 1821'de gerçekleşince üniversiteyi terk etti ve İtalya seyahatine kaldığı yerden devam etti. Uzun süren sağlık sorunları ve Berlin'deki, Bad Gastein ve Dresten'deki hastahane tedavilerinden sonra 1825'de tekrar Berlin'e dönerek hiçbir büyük beklentisi olmaksızın yine eğitmen olarak çalışmak üzere üniversiteye başvuruda bulundu.

Jean Paul'ün övgü dolu konuşmalarına rağmen Schopenhauer'in Die Welt als Wille und Vorstellung (İstenç ve Tasarım Olarak Dünya) kitabı, fikirleri kimseyi etkilemiyor ve henüz talep görmüyordu.

Kolera hastalığı salgını yüzünden (ki Hegel bu hastalığa yakalanarak ölmüştü) Schopenhauer 1831 kış mevsimini kaçtığı Frankfurt'da geςirdi. 1832'ye kadar devam edecek olan Mannheim yerleşikliğinden sonra nihayet 1833'te hayatının geri kalan kısmını geςireceği Frankfurt'a yerleşti. Bu döneme dair yazdıkları dikkate değer:

"Sağlıklı bir atmosfer, güzel bir yöre. Beğeni görebilen şeyler bunlar büyük bir şehirde. Daha iyi bir okuma odası. Doğal tarihiyle Müze. Daha iyi sahne oyunları, opera, konserler... Daha fazla İngilizler. Daha iyi kafeler. Kötü olmayan şehir suyu. Senckenberg tarzı kütüphane (Frankfurt Üniversite'sinde). Taşma yok. Çok az görülmüş. Çevrenin sevecenliği, samimiyeti, dostluğu... mahir bir diş doktoru ve daha az kötü doktorlar. Şikayetsiz yaz sıcaklığı." Schopenhauer


Arthur Schopenhauer, yalnız yürüyen; kronikςilerin tahminine göre Frankfurt'da kenara itilmiş bir "hiç kimse" idi. Bir anlamda kendi kendine ve nehir kenarında yürüyüşlere çıktığı köpeğiyle mimikler, el kol hareketleri yaρarak konuşan, bunun yanı sıra yöresel şair Friedrich Stoltze ile tesadüfleşen biri olmak gibi.

Bu uzun suskunluktan sonra 1836'da günlük yaşayışı Über den Willen in der Natur (Tabiattaki İrade Üstüne) adlı eseriyle felesefe dünyasında tekrar varolmak iςin okunacaktı. Bu kitabı kesin kurallarla doluydu. Sabahları çalışma masasındaki iş, öğlen yemeğinden önce düzenli olarak flüt üflemesi... Frankfurt'ta kaldığı süre boyunca kirada oturan 55 yaşındaki Schopenhauer'in, kendine ait nehre bakan taşındığı ve orada öldüğü 17 numaralı evi, 16 numaralı kiracı olarak aksak şekilde tarihe kazınacaktı.

Schopenhauer, 1837'de Immanuel Кant'ın toplu yazılarına el attı ve Kritik der Reinen Vernunft (Salt Akıl Anlayışının Eleştirisi) kitabının birinci oluşumunu destekledi. 1838'de Schopenhauer'in annesi öldü.

Friedrich Dorguth, Die falsche Wurzel des Idealrealismus (idealizmin yanlış kökleri) adlı 1843'te yayımladığı yazısında henüz az tanınmış Schopenhauer'in dünya tarihindeki anlamına vurgu yaρmaktaydı. Schopenhauer, 1844'te Die Welt als Wille und Vorstellung adlı ana eserinin eklemelerini ikinci kısım olarak yayımladı.

1851'de Parerga und Paralipomena, diğer adıyla Aphorismen (Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar) adlı kitabı kayda geςiyordu. Ve Richard Wagner, Schopenhauer'in onore ettiği Der Ring des Nibelungen (Cüceliğin Yüzüğü) adlı eserini icra ediyordu. Julius Frauenstädts'ın Schopenhauer tarzı felsefe üzerine yazdığı mektup yayımlanıyordu. 9 Eylül 1860'tan itibaren Schopenhauer akciğer iltihaρlanmasına maruz kaldı. Ve 21 Eylül 1860 tarihinde Frankfurt'da, o 16 numaralı güzel görünümlü aρartman dairesinde koltuğunda dışarıya bakarken öldü. 26 Eylül günü de Frankfurt şehir mezarlığında toprağa verildi.
kaynak: wiki

Arthur Schopenhauer Sözleri 197 Adet

Aşağıdaki Arthur Schopenhauer sözleri hakkında hata olduğunu düşünüyorsanız veya sayfamızda bulunmayan Arthur Schopenhauer sözlerini sayfaya ilave etmemizi istiyorsanız irtibata geçiniz. Bildirin.

Her yerde kendi başımıza olduğumuzdan, mutluluğumuzu da kendimiz yaratır ya da buluruz.

İnsanları tanıdığımdan beri, hayvanları severim.

İnsan hayatı, yenileceğinden hiç şüphe etmeksizin, var olmaya çalışmak için harcanmış bir çabadır.

İnsan hayatı, yenileceğinden hiç şüphe etmeksizin, var olmaya çalışmak için harcanmış bir çabadır.

İnsanları tanıdığımdan beri hayvanları daha çok sevmeye başladım.

İnsanları tanıdığımdan beri hayvanları daha çok sevmeye başladım.

Terbiyeli adam, terbiyesizle geçinmesini bilendir.

Can sıkıntısı öyle bir derttir ki, birbirini sevmeyen insanları birbirine aratır.

Kalbin gerçek, derin barışı ve tüm ruhun huzuru sadece yalnızlıkta bulunur.

İnsanın bu dünyada yalnızlık ve bayağılıktan birini seçmekten başka şansı yoktur.

Bir insanın kötü bir karakter özelliğini unutmak, güçlük ile kazanılmış parayı sokağa atmak gibidir.

Dünyaya acı çekmek için gelmediğimizi, bir şekilde mutluluğu hakettiğimizi ya da dünyanın bizim amaçlarımızı yerine getirmekle yükümlü olduğunu düşünmek, budalaca bir hatadır. Aynı şekilde , ne getirirse getirsin sadece hayatta olmanın iyi bir şey olduğu inancı da bir hatadır.

İnsan hiç değişmez: bir durumda davranmış olduğu gibi, tam aynı şartlar ortaya çıktığında, yine hep öyle davranacaktır.

Hayatın, önemsiz şeylerde olduğu gibi, önemli şeylerde de sürekli bir yalan olduğunu kabul etmek zorundayız. Verdiği sözü tutmuyor hayat; tutsa bile, özlediğimiz şeylerin özlenilmeye değer olmaktan ne kadar uzakta bulunduğunu göstermek için yapıyor bunu.

Kötü niyetli kişilerin kötü niyetlerinin seviyesi asla küçümsenmemelidir.

Birisi, kendisinin benim için, benim ona olduğumdan daha gerekli olduğu düşüncesine kapılırsa; adeta onun bir şeyini çalmışım gibi davranır. İntikam almaya ve o şeye yeniden ulaşmaya çalışacaktır. İlişkideki üstünlük, sadece, ötekine hiçbir biçimde ve türd

Ben kalabalıklar için yazmadım. Çalışmalarımı, zamanın seyrinde nadir rastlanan istisnalar olarak ortaya çıkacak düşünen bireylere miras bırakıyorum. Onlar da benim gibi ya da gemisi batıp ıssız bir adaya çıkan ve kendisinden önce aynı sıkıntıları yaşayan birinin izlerinin, ağaçlardaki bütün papağanlardan ve maymunlardan daha fazla teselli sunduğu bir denizci gibi hissedeceklerdir.

Bir teleskop tiyatro sahnesinde ne kadar işe yarıyorsa, deha da günlük hayatta o kadar işe yarar.

Kadınları tanırım. Evliliği tedarik kurumu olarak görürler. Babam sefil ve zavallı haliyle hasta yatağına mahkumken, yaşlı bir hizmetkarı sevgi görevi denilen vazifesini ona karşı yerine getirmeseydi tek başına kalırdı. O yalnızlık içinde çökerken sevgili anneciğim partiler veriyor, o acı işkenceler çekerken annem eğleniyordu. Kadınların sevgisi budur.

Tüm serseriler arkadaş canlısıdırlar.

Yalnızlık, tüm seçkin zihinlerin yazgısıdır. Zaman zaman bundan yakınacaklardır ama her zaman kötünün iyisi diye bunu seçeceklerdir.

Zevkin değil acısızlığın peşinden koşar akıllı kişi.

Hiçbir para, dolandırıldığımız para kadar yararlı bir biçimde harcanmış değildir; çünkü böylelikle dolaysız bir bilgelik almış oluruz.

İnsan sadece yalnız kalabildiği sürece bütünüyle kendisi olur: demek ki yalnızlığı sevmeyen özgürlüğü de sevmez. Çünkü insan ancak yalnız kaldığında özgürdür. Baskı, her toplumun ayrılmaz arkadaşıdır.

Susma ağacının dallarında huzur meyvesi vardır.

Hiç kuşkusuz yaşam; tadına varılmak için değil, atlatılmak, geride bırakılmak için vardır.

Nasıl ki bir ülkenin barışı ve refahı için gerektiğinde silahlanması ahlakla çelişmiyorsa, aynı şekilde, insanların gerektiğinde yalana başvurmaları ahlakla çelişmemektedir.

Kadınlar, erkeklerden daha fazla şimdi ile meşguldürler. Derin ve ciddi konularda söyleyecekleri pek bir şey olmadığından gerçek bir mutsuzluk duyumsamazlar.

Aptallıkların en büyüğü, sağlığı, mutluluğun diğer herhangi bir türü için feda etmektir.

İnsanları keyifli bir ruh haline sokmanın başınıza gelen kötü bir şeyi anlatmaktan veya kişisel bir zayıflığınızı açıklamaktan daha başka yolları da vardır.

Her şeyin farkında olan, her şeyi anlayan ve her şeyi tanıyan bir varlık olduğunu düşünürsek, ölümden sonra var olmaya devam edip etmeyeceğimiz sorusu, bu varlık için muhtemelen hiçbir anlam taşımayacaktır.

Filozofluk, hayatın bazı sorunlarını kuramsal değil, pratik anlamda çözmektir.

İnsanın hayatı, yenileceğinden hiç şüphe etmeksizin, var olmaya çalışmak için harcanmış bir çabadır.

Birisi sizin için gerçekten çok değerli ise, bunu ondan sanki bir suçmuş gibi gizleyin. Bu hoş birşey değildir ama doğrudur. Çünkü , bırakın insanları, köpekler bile büyük dostluklara katlanamazlar.

Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kırpı donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra oklarının birbirleri üzerindeki etkilerini görüp yeniden ayrılırlar. Isınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi, insanların hayatlarının boşluğundan ve tekdüzeliğinden kaynaklanan toplum gereksinimi onları bir araya getirir, ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır.

Çiçek yanıt verdi: seni aptal! Görülmek için mi açtığımı sanıyorsun? Kendi zevkim için açılıyorum, başkaları için değil, çünkü hoşuma gidiyor. Aldığım zevk var olmaktan ve açmaktan ibaret.

Ben kalabalıklar için yazmadım.. Çalışmalarımı, zamanın seyrinde nadir rastlanan istisnalar olarak ortaya çıkacak düşünen bireylere miras bırakıyorum. Onlar da benim gibi ya da gemisi batıp işsiz bir adaya çıkan ve kendisinden önce aynı sıkıntıları yaşayan birinin izlerinin, ağaçlardaki bütün papağanlardan ve maymunlardan daha fazla teselli sunduğu bir denizci gibi hissedeceklerdir.

Yetenek başkalarının vuramadığı hedefi vuran nişancı gibidir; dahi ise başkalarının göremediği bir hedefi vuran bir nişancı.

Para deniz suyuna benzer, ne kadar çok içersen o kadar çok ona susarsın.

Benim gibi insanlar tarafından geride bırakılan fikirler, anıtlar hayattaki en büyük zevkimdir. Kitaplar olmasa uzun zaman önce umutsuzluğa gömülürdüm.

Ölüm, insanın gafletten büyük kurtuluşudur.

Gençliğin güzelliği olmasa bile çekicidir; ihtiyar güzellik çekici değildir.

Başkalarına benzemeye çalışarak benliğimizin dörtte üçünü kaybederiz.

Büyük hayat düşünün öznesinin bir olduğunu ve görüngülerin tüm çeşitliliğinin zamana ve mekana bağlı olduğunu kendimize hatırlatırsak, o devasa düşünceye olan korkumuz azalacaktır. Hepsi kocaman bir rüya ve onu her bir yaratık görür: ama hayatındaki bütün karakterler de onunla birlike o rüyayı görür.

Seks, çerçopüyle izinsiz içeri girmekte, devlet adamlarının müzakerelerine ve alimlerin araştırmalarına müdahale etmekte tereddüt etmez. Her gün en değerli ilişkileri mahveder. Daha önce onurlu ve dimdik olan insanların vicdanını çalar.

Her mesele kabul edilene kadar üç aşamadan geçer: ilkinde gülünç duruma düşürülür. İkincisinde ona karşı mücadele edilir. Üçüncüsünde tabii sayılır.

Acı çekenler ile acı çektirenler aynıdır.

Çoğu hakikat sadece kimsenin sorunu ele alacak ve üstüne gidecek cesareti bulamamasından dolayı ortaya çıkmıyor.

Dehanın içinde yaşayıp çalıştığı adam gözlerinden ayırt edilir. Onda gözler capcanlı, sağlam, dengeli, düşünceliliğin, seyre dalışın damgasını taşır. Bu az sayıda dahinin portresinden görülebilir. Doğa onu sayısız milyonlar arasından, şurada burada üretmiştir.

Benim gibi bir adam dünyaya geldiğinde geriye istenecek tek şey kalır - bütün hayatı boyunca olabildiğince kendisi gibi olması ve entelektüel güçler için yaşaması.

Gerçek tekeşlilik taraftarları nerede? Hepimiz anlık yaşıyoruz ve çoğumuz sürekli çokeşliyiz. Ve her erkek pek çok kadına ihtiyaç duyduğu için birden fazla kadını geçindirmesinin onun sorumluluğu olmasından daha adil bir şey olamaz.

Yazgı kartları karıştırır, biz de oynarız.

Mutlu evliliklere nadir rastlanır, bunun nedeni bizzat evliliğin özünde yatar, çünkü evlilikte asıl gözetilen amaç şimdiki değil, gelecek kuşaktır.

Kütüphaneler insanlığın tek güvenilir ve kalıcı olan belleğidir.

Evlenmek, haklarını ikiye bölmek ve görevlerini ikiye katlamak demektir.

Bir bilgi dalı olarak felsefe, neye inanmamız gerektiği veya neye inanabileceğimiz ile zerre kadar ilgili değildir; onun tek ilgilendiği şey, ne bilebileceğimizdir. Bilgi, inançtan çok daha sert ve sağlamdır, dolayısıyla bu ikisi çarpışacak olursa inanç parçalanır.

Nasıl ki bir gemide yol alınırken ileri gidildiği ancak geriye bakıldığında ve kıyıdaki nesnelerin küçüldüğü görülünce anlaşılıyorsa; İnsan yaşının ve yaşlanmasının farkına, giderek daha üst yaşlardaki kişilerin kendisine genç görünmelerinden varabilir.

Acı çekmeyi reddediyor, kendi acına bir saat bile katlanamıyorsan, çekebileceğin bütün sıkıntıları önlemeye çalışıyorsan; acıyı, hoşnutsuzluğu nefret edilecek, kötücül, yok edilmesi gereken şeyler olarak algılıyor, bunları yaşantının kusurları gibi görüyorsan, o zaman rahatlık dinine inanıyorsun demektir. Siz rahatlık düşkünleri, insan mutluluğuyla ilgili ne az şey bilirsiniz! Mutluluk, mutsuzluğun kardeşi, hatta ikizidir. Bu ikisi ya bir arada büyür ya da sizin yaşantınızda olduğu gibi hiç büyümez; hep küçük kalır.

Tüm istekler ihtiyaçtan, dolayısıyla yoksunluktan, dolayısıyla ıstıraptan doğar.

İnsanları keyifli bir ruh haline sokmanın başınıza gelen kötü bir şeyi anlatmaktan veya kişisel bir zayıflığınızı açıklamaktan daha başka yolları da vardır.

İç ısısı yeterince fazla olanlar kızgınlık yaratmamak ya da hissetmemek için toplumdan kaçacaktır.

İsteklerimizi sınırlamalıyız, arzularımızı dizginlemeli, öfkemizi bastırmalı, bireyin sahip olmaya değecek şeylerden yalnızca sınırlı bir paya erişebileceği gerçeğini akıldan çıkarmamalıyız.

Gelişimimiz için bir aynaya ihtiyacımız vardır.

Şu dünyayı tanrı yarattıysa, onun yerinde olmak istemem doğrusu. Çünkü, dünyanın sefaleti yüreğimi parçalar. yaratıcı bir ruh düşünülürse, yarattığı şeyi göstererek ona şöyle bağırmak hakkımızdır: "bunca mutsuzluğu ve bu üzüntüyü ortaya çıkarmak uğruna, hi

Belirli bir kışkırtma yokken bile, olmayan tehlikeleri aradığım huzursuz bir endişe hali içindeyim; bu durum benim için en ufak dertleri sınırsız derecede büyütüyor ve insanlarla ilişkiyi çok zor hale getiriryor.

Büyük acılar daha önemsizlerinin hissedilmesini engeller ve tersine, büyük acıların yokluğunda en küçük dertler ve sıkıntılar bile bize büyük acı verir.

Kibar ve dostça davranarak insanları esnek ve itaatkar yapabilirsiniz: bu yüzden sıcaklık balmumu için neyse kibarlık da insan doğası için odur.

Krallar taçlarını ve asalarını geride bıraktılar, kahramanlar da silahlarını. Ama aralarındaki, görkemlilikleri dışlarına taşan, bunu dışarıdaki şeylerden almayan büyük insanlar, büyüklüklerini yanlarında götürdüler.

Beraberinde getirdikleri umutlar ve korkularla akın akın gelen arzulara teslim olduğumuz sürece.. Kalıcı mutluluğa ya da huzura hiçbir zaman kavuşamayız.

İki kişiyi geçince toplum bana dayanılmaz gelir.

Bana yapılan haksızlık bana hiçbir şekilde ona haksızlık yapma hakkını vermez.

Önemsememek önemsenmeyi getirir.

Herşeyden önce, erkeğin doğası gereği aşkta vefasızlığa, kadının ise sürekli sadakate eğilimli olduğu gerçeği bu incelemeye girer. Erkeğin aşkı, doyum bulduğu andan itibaren belirgin bir biçimde azalır.. Hemen hemen bütün öteki kadınlar onu, sahip olmuş olduğu kadından daha fazla çekerler.. Erkek değişiklik özler! Kadının aşkı ise, özellikle o andan sonra artmaya başlar!

Beyin olanca gücüyle ilerlerken, cinsel sistemlerin korkunç etkinliği daha uykuda olduğu için çocukluk, hayatımız boyunca özlemle geri dönüp baktığımız masumiyet ve mutluluk dönemi, hayatın cennetidir, kayıp cennet.

Tam bir insan olan kişi kusursuz bir insandır; bir parça değil, bir bütünlük oluşturur ve bu yüzden kendisiyle yetinir.

Tek tanrılı toplumlarda ateizm ya da allahsızlık, ahlak yoksunluğu ile eş anlamlı olmuştur.

Doğa ile tarih ne yapmış olursa olsun, insan kim olursa olsun, nelere sahip olursa olsun, kişi yaşamın özündeki acıyı başından atamaz. Acıyı sürgün etmek için dur durak bilmeyen çabalar , acının biçimini değiştirmekten başka bir işe yaramaz.

Kendi tecrübenin avantajı büsbütün kesinliğe sahip olmandır.

Türdesi yaratıklarla temelli olarak ilişki kurmaktan kaçınan çok mutlu bir adam o

Gençliğimizdeki neşelilik ve karamsarlığa kapılmama hali, kısmen hayat tepesine tırmanıyor ve tepenin öteki tarafındaki ölümü görmüyor olduğumuz gerçeğine dayanır.

Her şey dinin yanında: vahiy, kehanetler, hükümetin koruması, en yüksek değer ve tanınmışlık.. Ve hepsinden öte, doktrinlerini çocukluğun körpe çağında zihne kazıma, dolayısıyla neredeyse doğuştan gelen fikirler gibi görülmelerini sağlama şeklindeki paha biçilmez ayrıcalık.

Nasıl gemide giderken ilerlememiz kıyıdaki nesnelerin geri çekilmesiyle, dolayısıyla da küçülmesiyle kendini belli ediyorsa, ihtiyarlamamız da büyük yaşlardaki insanların bize genç görünmeleriyle kendini belli eder.

Eğer bizler, olması gereken varlıklar olsa idik tükenmezdik.

Dürüst olan düşmanlardır; dostlar değil.

Doğa, insan türünü ikiye bölerken çizgiyi ortadan çekmemiştir.

Her aptal çocuk bir böceği ezebilir. Ama dünyanın bütün profesörleri bir böcek yaratamaz.

En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ama bunun en büyük budalalığımız olduğunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez.

İnsan, büyük bir hayretle, binlerce yıllık varolmayistan sonra birdenbire var olduğunu görür; bir süre yaşar; ve sonra yeniden yok olması gereken aynı oranda uzun zaman gelir.

Yanlış bir görüşü geri almak onu savunmaktan daha çok kişilik gerektirir.

Sayfaların arasında gözyaşları, ağlama, dişlerin birbirine çarpması ve karşılıklı katletmenin korkunç gümbürtüsü olmayan felsefe, felsefe değildir.

Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu ani, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz ani, uykudan uyandığı andır. İnsan hayatı, bir tür hata olmalı.

İnsanın kırk yaşına kadar geçen yılları bir kitaptır, geri kalan yılları da o kitabın eleştirmesidir.

Her çocuk bir bakıma bir dahi ve her dahi bir bakıma bir çocuktur.

Birbirlerini en çok büyüleyenler, birbirlerini en çok tamamlayanlardır.

Olabildiğince az şey dilemek ve çok şey öğrenmek istiyorum.

Sırrım konusunda sessizliğimi korursam benim esirim olur; eğer ağzımdan kaçırırsam ben onun esiri olurum. Sessizlik ağacında huzur meyveleri yetişir.

İnsanlarla uğraşmada üstünlüğe ulaşmanın tek yolu onlardan bağımsız olduğunuzu göstermenizdir.

Tüm sınırlamalar kişiyi mutlu kılar. Görme, etki ve temas alanımız ne denli dar ise o denli mutlu oluruz; ne denli geniş ise o denli sıklıkta kendimizi azap içinde ya da ürkütülmüş duyumsarız. Çünkü bu alanla birlikte kaygılar, istekler, ürkünç şeyler de çoğalır ve büyür.

Birisi hayatı boyunca büyük bir çocuk gibi kalmayıp ciddi, makul ve mantıklı bir adam olursa, dünyanın çok işe yarar ve adamakıllı bir vatandaşı olabilir ama dahi olamaz artık.

Çok insan kafaları olmadığı için kafayı bozmuyor.

Birbirlerini en çok teşhir edenler, birbirlerini en çok itmam edenlerdir.

Güneşin batışını ister ceza evinden, ister bir saraydan görelim hepsi birdir.

Ne sevgiye ne de nefrete yol açmamak dünya bilgeliğinin yarısıdır: hiçbir şey söylememek ve hiçbir şeye inanmamak da öteki yarısı.

Doğuştan gelen tek bir yanılgı vardır. O da mutlu olmak için burada olduğumuzu sandığımızdır.

Şükür ki yüz tane ahmak bir araya gelse bir tane akıllı adam etmez.

İnsan tabii ki istediğini yapabilir, ama istediğini isteyemez.

Felsefe yüksek bir dağ yoludur.. İşsiz bir yoldur ve yukarı çıktıkça daha da işsızlaşır. Bu yolu her kim izlerse hiç korkmamalı, her şeyi geride bırakmalı ve kış karında güvenle ilerlemelidir.. Kısa süre içinde altındaki dünyayı görür; kumsalları ve bataklıkları gözünün önünden kaybolur, düzgün olmayan noktaları düzelir, yırtıcı sesleri artık kulağına ulaşmaz. Ve yuvarlaklığını da görür. Kendisi her zaman saf ve serin dağ havasındadır ve güneşi görür, oysa aşağıdaki herkes gecenin karanlığıyla kuşatılmıştır.

Hayat berbat bir şeydir. Hayatımı onu düşünerek geçirmeye karar verdim.

Eğer hayata küçük ayrıntılarıyla bakacak olursak ne kadar gülünç görünür. Mikroskopta görülen bir damla su gibidir, tek hücrelilerle kaynayan tek bir damla. Telaşla koşuşturup birbirleriyle mücadele etmelerine nasıl güleriz. İster bu şu damlasında isterse insan hayatının küçük süresi içinde olsun bu korkunç etkinlikler komik bir etki yaratıyor.

Bir insanın kendine ait olan, onu yalnızlığa giderken eşlik eden ve kimsenin ona verip ve kimsenin ondan alamayacağı şey: bu, sahip olduğu her şeyden veya onun başkasının gözünde ne olduğundan çok daha esaslıdır.

Mutlu bir hayat olanaksızdır; insanın başarabileceği en iyi şey kahramanca bir hayattır.

Cinsel birleşmedeki esrime hali. İşte bu! Her şeyin gerçek özü ve nüvesi bu, varoluşun amacı ve hedefi.

Dünyanın en yoksul insanı, paradan başka hiçbir şeyi olmayandır.

İki ayaklı hayvanların sıradan sohbetleri kadar kısır ve sıkıcı bir sohbeti sürdürmektense hiç konuşmamak daha iyi.

Her halk diğer halkları kötüler ve hepsi de haklı.

İnsanlarla kurulan neredeyse bütün bağlar bir kirlenme, bir pislenmedir. Ait olmadığımız acınası yaratıklarla dolu bir dünyaya indik. Daha iyi olan az sayıda insana saygı duymalı ve değer vermeliyiz; gerisine talimat vermek için dünyaya geldik, onlarla arkadaş olmak için değil.

En kötü huylarımızdan biri, Elimizde olan şeyleri çok seyrek düşünmemiz, Ve eksik olanları daima düşünmemiz!

Gerçekte tanrı var olsaydı, bunca kötülüğe ve düzensizliğe çözüm bulmuş olurdu.

İnsanların büyük bir çoğunluğu, tabiatları gereği yeme içme ve çiftleşme dışında herhangi bir konuda ciddi olamayacak biçimde yaratılmışlardır.

İnsanları tanıdığımdan beri hayvanları severim.

Merhamet ahlakın temelidir.

İnsanlar, çıkarları değiştiğinde zihniyetlerini ve davranışlarını çabucak değiştirirler; niyetleri öyle dar bir sürede değişir ki, buna itiraz etmemek için daha dar görüşlü olmak gerekir.

Eğer dalaverecilerin oyuncağı ve soytarıların maskarası olmak istemiyorsak, ilk kural içine kapanık ve ulaşılmaz olmaktır.

Dünyaya bakış açımızın sağlam temelleri ve derinlik veya sığlığı çocukluk yıllarında oluşur. Bu görüş daha sonra özenle düzeltilir ve mükemmel hale getirilir, ama özde değişmeden kalır.

Hiçbir şey onu telaşlandırıp heyecanlandıramaz artık. Bizi dünyaya bağlayan ve bizi kaygı, yakıcı arzu, öfke ve korku dolu olan bizi) sürekli acı içinde ileri geri sürükleyen binlerce istenç bağı: o hepsini kesip paramparça etti. Gülümseyerek geriye, şu anda oyunun sonuna gelmiş bir satranç oyuncusu gibi kayıtsızca önünde duran bu dünyanın düşsel görüntüler geçidine bakıyor.

Ölümden sonra doğduğundan önce neysen o olacaksın.

İnsanın davranışları üç temelden gelir, bu temellere dayanmaksızın üzerimizde etkili olabilecek bir güç düşünülemez. Bunların birincisi bencillik kendi iyiliğinden başka bir şey düşünmez ve sınırsızdır, ikincisi kötü ruhluluktur başkasının koyuluğunu ister

Dünya, 15 yasından küçük çocuklara din dersi vermeyecek kadar dürüst olursa, belki o zaman ona umut besleyebiliriz.

Dünyanın özü kötüdür. Yapılması gereken en iyi şey yaşam istencini reddetmektir.

Aşık olan herkes sonunda zevke ulaştıktan sonra olağandışı bir düş kırıklığı yaşayacaktır; ve bu kadar büyük bir özlemle arzuladığı şeyin diğer cinsel tatminlerden daha fazla bir şeye neden olmadığını görüp şaşkına dönecek, böylece kendisini bu ilişkiden fazla yararlanmış olarak görmeyecektir.

Hayatın ilk elli yılı metin, geri kalanı yorumdur.

Umut, yaşamı anlamlandırır. Umut olmadan yaşam anlamsız ve bir o kadar da değersizdir.

Zeki insan, eğlenceli ve coşku dolu düşünceleriyle tenha yerleri gözler.

Fakat iç ısısı yeterince fazla olanlar sıkıntı ve kızgınlık yaratmamak veya hissetmemek için toplumdan kaçacaktır.

Tarih hep aynıdır, yalnız hep farklı.

Merhamet ahlakın temelidir.

Bir dahi kendi çağında gezegenlerin yolunu aydınlatan bir kuyrukyıldız gibi parlar.. Kültürünün normal seyriyle el ele gitmez: tam tersine çalışmalarını önündeki yolun çok ilerisine savurur.

En tesadüfü bile uzak bir yoldan gelen gerekli olandır.

Dinler halk için gerekli, ve onlar için paha biçilmez bir iyilik.

Karşımızdakinin yalnızca kendi budalalığımız, kusurumuz ve kötülüğümüz olduğunu akıldan çıkarmayarak her insan budalalığına, kusuruna ve kötülüğüne hoşgörülü bir şekilde yaklaşmalıyız.

Düşmanının bilmesini istemediğin şeyi dostuna söyleme.

Hakikat, onu arzu etmeyenin boğazına sarılan bir fahişe değildir. Hatta o kadar çekingen bir güzeldir ki, onun için herşeyini feda etmiş olan bile onun lütufundan emin olamaz.

Sonsuz uzayda etrafında bir düzine daha küçük kürenin döndüğü yuvarlak, ortası sıcak, üzerindeki küflü tabakanın canlı ve bilinçli varlıklar ürettiği soğuk sert bir kabukla kaplı sayısız aydınlık küre - bu .. Gerçek dünya

Vefat etme ihtimali için burada itiraf ediyorum ki, alman ulusunu taşkın aptallığı yüzünden küçümsüyorum ve ona ait olmaktan utanıyorum.

Avrupa'nın bilgili adamlarına ve filozoflarına: sizin için fichte gibi çenesi düşük birisi bütün zamanların en büyük düşünürü kant'ın eşitidir ve hegel gibi ise yaramaz, arsız bir şarlatan derin düşünür olarak değerlendirilir. Bu yüzden sizin için yazmıyorum.

Başkalarının fikirlerine aşırı derecede önem vermek, herkeste var olan bir manyaklık.

Dikensiz gül yoktur ama gülsüz pek çok diken vardır.

İnsanoğlunun en büyük suçu doğmuş olmaktır.

Kanunlar kadınlara erkeklerle eşit haklar verirken, onlara erkek aklı da vermeliydi.

İnsanların çoğu hayatlarının sonunda geriye dönüp baktıklarında molalarda yaşadıklarını görürler. Takdir etmeden ve zevk almadan geçip giden şeyin aslında hayatları olduğunu gördüklerinde şaşırırlar. Ve böylece umutlarla kandırılan insan ölümün kollarına koşar.

Hayat berbat bir şeydir. Hayatımı onu düşünerek geçirmeye karar verdim.

Dahiler sık sık şiddetli duygusal patlamaların , akıl dışı tutkuların eline düşerler.

Tüm sınırlamalar kişiyi mutlu kılar. Görme, etki ve temas alanımız ne denli dar ise o denli mutlu oluruz; ne denli geniş ise o denli sıklıkta kendimizi azap içinde ya da ürkütülmüş duyumsarız. Çünkü bu alanla birlikte kaygılar, istekler, ürkünç şeyler de çoğalır ve büyür

Din tıpkı kör birinin elinden tutan ve götüren kör bir kimseye benzer. Kendi göremediğinden tek amacı hedefine ulaşmaktır. her şeyi görmek değil...

Elimizde olan şeyleri çok seyrek düşünürüz. Eksik olanları ise daima.

Bilincimiz ruhun sadece yüzeyi, ki yerkürenin sadece yüzeyini bildiğimiz gibi onun da içini değil, sadece kabuğunu biliyoruz.

Kendi çıkarımız hükmü tamamıyla yanlış kılar.

Kısa süre sonra kurtların bedenimi yiyeceği düşüncesine dayanabiliyorum, ama felsefe profesörlerinin benim felsefemi kemirdikleri düşüncesi ürpermeme neden oluyor.

Birisi herkes tarafından anlaşılıyorsa sıradan beyinlere hitap ediyor demektir.

Hayatının son dönemindeki hiçbir insan, samimiyse ve bütün melekleri yerindeyse, her şeyi yeniden yaşamak istemez. Bunu yapmaktansa tamamen yok olmayı tercih eder.

Kalbin gerçek, derin barışı ve tüm ruhun huzuru sadece yalnızlıkta bulunur.

Dili bir kelime daha fakir kılmak, bir ulusun düşüncesini bir kavramdan yoksun kılmak demektir.

Herkes kendinde eksik olanı sever.

Yahudiler yalancıların üstadlarıdır.

İleriyi önceden görebilseydik, çocukların ölüme değil, hayata mahkum olan, ama henüz cezalarının ne anlama geldiğini bilmeyecek kadar bilinçsiz olan masum mahkumlar olduğunu görebilirdik. Yine de her insan ileri yaşlara.. "bugün kötü ve her gün daha da kötüleşecek, ta ki en kötüsü olana kadar," denilebilecek bir hayat durumuna ulaşmak ister.

Kişisel güzellikleri, güzel ve gösterişli giysiler, incik boncuklar, tantana ve şatafat kadınların büyüklenme vesilesidir. Kadınların toplum içindeki payının bu kadar büyük olmasının sebebi budur. Böylesine savurgan ve ölçüsüz olma temayüllerinin arkasında da bu yatar ki muhakeme kabiliyetleri ne kadar zayıf ise bu o kadar fazla olur.

Dinler ateşböcekleri gibidir: parlayabilmek için karanlığa gereksinim duyarlar. Tüm dinlerin koşulu yaygın olan belirli bir derecede cehalettir. Ki sadece bu havada yaşayabilirler ancak.

Üstün, nadir bulunan zekaya sahip insanlar yalnızca yararlı olan bir işe girmeye zorlandıklarında en güzel resimlerle süslenip sonra da mutfak kabı olarak kullanılan değerli bir vazoya benzer.

Üç türlü aristokrasi vardır; birincisi yaş ve kıdem; ikincisi servet; üçüncüsü akıl ve bilgidir. En şereflisi sonuncusudur

Her yerde bir düşman çıkıyor karşımıza; hayat, silah başında öldüğümüz sürekli bir savaştan başka bir şey değil.

İyimserlik dinlerde olduğu gibi felsefede de gerçeklerin yerini almış temel bir yanılgıdır.

Basit insan zamanı nasıl öldüreceğini, değerli insan ise nasıl kazanacağını düşünür.

Zeki bir insan yalnızlıkta, düşünceleri ve hayal gücüyle mükemmel bir eğlenceye sahiptir.

Hayvanlara karşı acımasız olan, iyi bir insan olamaz.

Zekam bana değil, dünyaya aittir.

Kişi zeki olduğu ölçüde yalnızlaşır.

Yaşamak insana verilen en büyük cezadır, hayat bir düş kırıklığından, bir aldatmacadan başka bir şey değildir.

Hayat, olmaması gereken bir hataydı.

Alışkanlık zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif ,sonra kırılmayacak kadar güçlü olur.

Yıkmak düzeltmekten, yalan söylemek ispatlamaktan daha kolaydır.

Mantıkla beslenmeyen şey mantıkla yönetilemez.

En değersiz gurur, milli gururdur. Bu, onunla gurur duyandaki bireysel özelliklerin yoksunluğunu ele verir. Çünkü insan neden milyonlarca insanlarla paylaştığı bir özelliğe tutunma gereği duyarbilirki başka türlü? Dikkate değer kişisel niteliklere sahip olan, sürekli göz önünde bulundurduğu ülkesinin hatalarını açıkça görebilecektir. Ama dünyada gurur duyabilecek hiçbir şeyi olmayan her zavallı aptal gurur duyabilmek için son çare olarak ait olduğu ülkesi ile gurur duyar.

İnsanoğlu benden hiç unutamayacağı birkaç şey öğrendi.

Sağlık her şey değildir, ama sağlık olmadan her şey bir hiç.

Unutma, Kendinde ne denli çok şeye sahipsen, Dışarıdan da o denli az şeye gereksinim duyarsın.

Toplum; aptal kafaların sığ ve yavan gevezeliklerini, büyük beyinlerin düşüncelerinden daha ikna edici bulur.

Bazılarının bencil sevgisi nefretinden daha acı vericidir.

Şöhret edinilmeli, fakat onurun sadece kaybolmamasına dikkat etmek yetecektir.

Aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker.. Nihai olarak zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre için oynar. Bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da, olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi.

Hayat maliyetleri karşılamayan bir iştir.

İnsanların kader dedikleri çoğu zaman sadece kendi kendilerine yaptıkları aptal oyunlar.

Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir. Hayatının ilk yarısındaki herkes işlemenin ön tarafını görür, ikinci yarısında ise tersini. İkincisi o kadar güzel değildir, ama daha öğreticidir, çünkü iplerin birbirine nasıl bağlandığını görmemizi sağlar.

Aslında başkalarının görüşlerine verdiğimiz değer ve bu görüş hakkındaki sürekli endişemiz, neredeyse her mantıklı amacı aşar; öyle ki, bir tür genel yaygınlığı olan ya da daha çok doğuştan gelen bir düşkünlük olarak görülebilir. Yapıp ettiğimiz her şeyde, neredeyse her şeyden önce başkalarının görüşü gözetilir ve daha yakından baktığımızda, yaşadığımız tüm kaygıların ve korkuların bu görüş hakkındaki endişemizden kaynaklandığını görürüz. Çünkü, bizim hastalıklı bir hassaslıkta olduğu için sık sık hastalanan tüm özgüvenimizin, tüm kibirliliğimizin ve iddialarımızın ve aynı zamanda tüm gösterişimizin ve böbürlenmemizin temelinde başkalarının görüşü yatmaktadır. Lüks, bu endişe ve düşkünlük olmadan, olduğu şeyin onda biri bile olamazdı. Her türlü gurur, türü ve etki alanı ne denli değişik olursa olsun, her onur duygusu ve onur düşkünlüğü buna dayanır.

Akıllı olan, sohbet sırasında ne hakkında konuştuğundan ziyade kiminle konuştuğunu düşünerek hareket edecektir. Bunu yaptığı takdirde sonradan pişman olacağı hiçbir şey söylemeyeceğinden emindir.

İnsanın somut olarak yaşadığı hayatın yanı sıra her zaman soyut olarak ikinci bir hayat yaşaması dikkate değer ve önemlidir.. Sakince enine boyuna düşünme alanında, önceden onu tamamen ele geçiren ve yoğun bir şekilde etkileyen şeyler soğuk, renksiz ve uzak görünür: o yalnızca bir seyirci ve gözlemcidir.

Mutluluk, büyük bir aldatmacadır.

Otuz yaşıma gelene kadar öyle olmayan yaratıklara eşitimmış gibi davranmaktan bıkıp usandım. Bir kedi genç olduğu sürece kağıt toplarla oynar, çünkü onların canlı ve kendine benzer bir şey olarak görür. İnsan denen iki ayaklı hayvanlar da benim için aynı şeyi ifade ediyor.

Yorumlar 3 Adet

Perihan

Selim

[15251] numaralı söz için:
Mükemmel anlatım.

Perihan

esma

"Evlatlarıma bırakacağım en büyük miras, hiç var olmayacaklarıdır."

Perihan

sema

irenç ve çok uzun

Yorum Yaz

Kim Söylemiş Olabilir

Kayserinin pastırması meşhurdur.

Misafirlerin Baktığı

söz kimin Alfabetik Liste