Abdülhak Hamit Tarhan Sözleri ve Hayatı

Bu sayfada türk şair, oyun yazarı, diplomat Abdülhak Hamit Tarhan 12 adet sözü ve hayatı yer almaktadır. Abdülhak Hamit Tarhan kimdir? Ölüm / doğum tarihi kaçtır? Abdülhak Hamit Tarhan mesleği, nereli, hayatının özeti, kısaca özgeçmişi, kaç yaşında gibi bilgilere ulaşacaksınız.

Abdülhak Hamit Tarhan
  • Adı: Abdülhak Hamit Tarhan
  • Doğum: 5 Şubat 1852
  • Ölüm: 12 Nisan 1937
  • Mesleği: Türk şair, oyun yazarı, diplomat
  • Hata varsa bize bildirin.
Bu sayfada Abdülhak Hamit Tarhan hayatının özeti yani kısaca hayatı hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Abdülhak Hamit Tarhan sayfasında hata veya düzeltme bildirimi için lütfen çekinmeden bizimle irtibata geçiniz.
Abdülhak Hamit Tarhan, Türk şair, oyun yazarı, diplomat.

Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde ve Cumhuriyet Türkiye'sinin ilk yıllarında eserler vermiş, modern edebiyatın doğuşunda etkin bir isimdir.

Köklü ve eski bir ulema ailesinin ferdi olarak dünyaya gelmiş, hayatının her döneminde yüksek mevkilerde bulunmuş, dünyanın birçok yerini görme fırsatı yakalamış, çağının büyük ve güçlü bir sanatçısı sayılmıştır. Tanzimatı, Birinci ve İkinci Meşrutiyetleri ve Cumhuriyeti gören; bu devirlerdeki Tanzimat, Edebiyat-ı Cedide, Millî Edebiyat ve Cumhuriyet devri edebiyatlarını yakından tanıyan sanatçı Türk edebiyatında Şair'i Azam (Büyük Şair) sıfatı ile anılır (Bu sıfatı ilk kez Süleyman Nazif kullandı). Uzun seneler diplomat olarak hem doğu hem de batı ülkelerinde bulunması nedeniyle iki edebiyatı da tanımış; Türk şiirine batıdan yeni konular, serbest düşünce ve şekiller getirirken; batı yazarlarından etkilenerek yazdığı oyunlarla Türk tiyatrosuna felsefi düşünceyi sokmuştur. Türk edebiyatının en büyük eserlerinden birisi kabul edilen Makber'in şairidir. TBMM III., IV. ve V. dönemlerde İstanbul milletvekili olarak görev yapmıştır.


Hayatı

Ailesi ve Eğitimi

1852’de İstanbul’da Bebek'teki Hekimbaşı Yalısı’nda köklü ve eski bir ulema ailesinin ferdi olarak dünyaya geldi. Babası, tarihçi ve diplomat Müverrih Hayrullah Bey, annesi Kafkasya’dan kaçırılmış bir cariye olan Münteha Hanım’dır. Ailenin dört çocuğundan üçüncüsüdür (Diğerleri sırasıyla Fatma Fahrünnisâ Hanım, Abdülhâlik Nasuhi Bey ve Mihrinnisâ Hanım’ dır).



Bebek Köşk Kapısı’ndaki Mahalle Mektebi’nin ardından bir süre Rumelihisarı Rüştiyesi’ne devam etti, daha sonra evde özel dersler alarak yetişti. Kendisine özel ders veren hocalardan Hoca Tahsin Efendi'nin üzerinde büyük etkisi oldu. 10 yaşındayken ağabeyi Nasuhi ile birlikte Paris’e Millî Eğitim müsteşarı olarak eğitim sistemini inceleyen babasının yanına gönderildi ve eğitimine orada devam etti. 1864 yılında Paris'ten İstanbul'a döndü. sozkimin.com Gördüğü tek düzenli tahsil, Paris’teki bir buçuk senelik tahsilidir. Yurda döndükten sonra Robert Kolej’e girdiyse de asıl öğrenimini evde özel hocalardan aldı. Henüz çocuk yaşta iken usul-adap öğrenmek için bir okul vazifesi gören Bab-ı Ali Tercüme Odası’nda katip olarak çalıştı. Bir yıl sonra babasının Tahran büyükelçisi olarak atanması üzerine onunla birlikte Tahran’a gitti. Farsça öğrendi ve İran edebiyatını tanıma fırsatı buldu.


İlk eserleri, ilk evliliği, oyun yazarı Hamit

Babasının ölümü üzerine 1867’de İstanbul’a dönen Abdülhak Hamit, memuriyet hayatına Maliye ile Şûrâ-yı Devlet Mektubî Kalemlerinde devam etti. Mektubî Kaleminde Ebüzziya Tevfik, Samipaşazade Sezai ve Baha Bey gibi devrin edebiyatçılarıyla arkadaşlık etme fırsatı buldu. 1873’te Recaizade Ekrem ile tanıştı ve yazarı ikinci üstadı olarak kabul etti (Birinci üstadı, dönemin genç yazarlarını etkisi altına alan Namık Kemal’dir). Bu arada Tahran hatıralarını anlatan Maceray-ı Aşk adlı ilk eserini yazdı.

1874 yılında Edirne'de ağabeyi Nasuhi Bey'in konağında Pirizade ailesinden on üç yaşındaki Fatma Hanım ile evlendi ve onunla beraber İstanbul’a döndü. Çiftin Abdülhak Hüseyin ve Hamide adında iki çocuğu oldu. Abdülhak Hamit, evliliğinin ilk yıllarında ilk şiirlerini yazdı. Ahmet Vefik Paşa, içinde atasözleri bulunan bir oyun yazmasını önermişti. Düğünden birkaç ay sonra onun öğüdüne uygun olarak Edirne'de Sabr ü Sebat adlı oyunu yazdı. İçli Kız, Duhter-i Hindu, Garam ve Sardanapal, Nazife gibi eserleri bu dönemde verdi. Büyük bir üretkenlikle birbiri ardına çıkardığı kitapları geniş yankı buldu, ünü Osmanlı ülkesine yayıldı.


Paris yılları

Hariciye mesleğini seçen ve 1876’da Paris elçiliği ikinci kâtibi olarak Fransa’da görevlendirilen Abdülhak Hamit, eşini ve çocuğunu Edirne’de ağabeyini evinde bırakıp görev yerine gitti. 2 yıl süre ile Paris’in eğlence dünyasında yaşadıklarını “Divaneliklerim yahut Belde” adıyla kitaplaştırdı. On yedi şiir içeren bu kitapta hayat ve gerçek dünyayı anlatması, Hamit’in şiire getirdiği yeniliktir. Paris yıllarında daha sonra Damat Ferit Paşa olarak tarih sahnesinde yerini alacak Ferit Bey ile arkadaşlık etmiştir.

Abdülhak Hamit’in Paris’te iken gezip tozmanın yanı sıra Jean Racine,Pierre Corneille,Victor Hugo, Alphonse de Lamartine, Alfred de Musset gibi Fransız yazarlarını okudu, “Nesteren” ve “Tarık” oyunlarını yazdı. Corneille’in bir oyununa nazire olarak yazdığı “Nesteren”’in 1878’de Fransa’da yayınlanması sarayda kuşku uyandırdı. Biri halk tarafından sevilen diğeri sevilmeyen iki kardeş hükümdarın kavgasını anlatan bu eserin konusu, V. Murat ve II. Abdülhamit’in durumuna benzerlik gösterdiği için görevden alındı. Yeni bir göreve atanıncaya kadar geçen iki sene içinde Edirne’de yaşadı ve kendini edebiyata verdi. "Sahra”, “Tezer”, “Eşber”, “Bir Sefilenin Hasbıhâli” adlı eserleri bu dönemde tamamlandı.


Paris'ten dönüş, Fatma Hanım'ın ölümü, Şair Hamit

Bütün arzusu Paris’e gitmek olan Hamit, Berlin sefaretine atandığından bundan memnun olmasa da Paris yoluyla Berlin’e gitmeye karar verdi; ancak bu arada ağabeyinin Rize’ye tayin olduğunu öğrenince karısının ve çocuklarının durumunu öğrenmek için İstanbul’a döndü. Bütün ailenin Nasuhi Bey ile Rize’ye gitmesine karar verilince onlarla birlikte gidip Batum, Kırım yolu ile Berlin’e gitmeyi düşündü. Yolda Kırım Savaşı’nın yapıldığı yerleri görme fırsatı buldu ve şehit Türk askerlerinin bir mezarı olmadığını görünce “Sivastapol Manzumesi”’ni kaleme aldı (Şiir, sonradan "İlham-ı Vatan" adını aldı).

Odesa'da iken Berlin'e gitmekten vazgeçen Hamit, cinnet geçirdiğine dair Hariciye Nazırı'na bir telgraf çekip Rize'ye geri döndü; ardından ailesinden ayrılmak istemediği için görevinden istifa etti ve Poti şehbenderliğini istedi. Rize'de iken en verimli dönemlerinden birini geçiren şair “İbn-i Musa” adlı eserini tamamladı.

1881'de Poti şehbenderliğine (konsolosluğuna) atanan ama beğenmeyen Hamid, birkaç ay sonra Yunanistan’ın Golos şehrine atandı, burada karısı Fatma Hanım ile beraber üç yıl kaldı. 1883’te Bombay konsolosluğuna atandı. Hasta olan karısına havasının yarayacağını düşünerek bu görevi kabul etti. 3 yıl kaldığı Bombay’da doğanın güzellikleri coşkun şiirler için ilham verdi. Ancak Fatma Hanım’ın durumu iyileşmeyip verem teşhisi konulunca ailesi ile İstanbul’a doğru dönüş yoluna çıktı. Fatma Hanım, İstanbul’a varamadan Beyrut’ta vali olan Nasuhi Bey’in konağında hayatını kaybetti (1885). Şair, Beyrut’ta kaldığı kırk gün boyunca her gün Fatma Hanım’ın mezarını ziyaret etti ve ünlü şiiri “Makber 'i” yazdı. Makber’in yayımlanması ile ünü birden arttı, imparatorluk sınırlarına çıktı. O güne kadar düzyazı alanındaki eserleriyle tanına Hamit, eşinin ölümünden sonra şairliği ile anılır oldu.

İstanbul'a döndüğünde kendisini edebiyata verdi; karısıyla ilgili “Ölü”, “Bunlar O'dur”, “Hacle” eserlerini yayımladı ve Hindistan izlenimlerini kaleme aldı.


Londra yılları

1886 sonunda yeni görev yeri olan Londra'ya giden Hamit, bu kenti çok sevdi ve Gayret Dergisi'ne birbiri ardına şiirler gönderdi. Yeniden evlenmeye karar veren ancak aşık olduğu İngiliz kızı ile Hamit'in gelirini düşük bulan asil ailesinin itirazı nedeniyle evlenemeyen şair, elçilikte çalışan İrlandalı bir hizmetçiye evlilk teklifi ettiğinde de sınıf farkı gerekçesiyle reddedilir. Bu dönemde kaleme aldığı "Finten" ve "Cünun-ı Aşk" adlı tiyatro eserlerinde para ve sınıf farkı meselelerini işledi.

“Finten” adlı eseri ile birlikte basılma izni almak üzere İstanbul’a gönderdiği “Zeynep” adlı oyununda, “devlet ve hanedanla eğlendiği” sonucuna varıldığı için görevinden alınan Hamit, İstanbul’a döndü. Bir süre boşta kaldıktan sonra II. Abdülhamit’e bir dilekçe yazıp edebiyatla uğraşmayacağına söz vermesi üzerine tekrar Londra’daki eski görevine dönebildi. Çok uzun süre kaldığı İngiltere’yi yarı vatan edindi. Memleketten uzakta bulunduğu yıllarda aile fertlerine ve dostlarına yazdığı mektupların bir kısmını kitap olarak yayımladı.


İkinci ve üçüncü evlilikleri

1890’da Bayan Nelly adlı İngiliz hanımla evlenen Hamit, 1895’te Lahey elçiliğine atandı. 2 yıl sonra Londra Elçiliği Müsteşarı olarak yeniden Londra’ya döndü. Eşini rahatsızlığı üzerine İstanbul’a döndü. 1900-1906 yıllarını İstanbul’da geçirdi. 1906’da Brüksel büyükelçiliğine atandı, eşini İskoçya’daki ailesinin yanında bırakarak Brüksel’e gitti.

Vereme yakalanan eşini çok sevmesine rağmen başka kadınlarla birlikte olmaktan kendini alamayan Abülhak Hamid, Florence Ashly adlı bayanla birlikte yaşamaya başladı ve onu İstanbul’a getirdi. Eşinin durumu öğrenmesi üzerine onun yanına dönmek zorunda kaldı. Bayan Nelly’nin, 1911’de veremden ölmesinden sonra İstanbul’a döndü. Ölen eşi için “Medfen” adını vereceği “Makber”’e benzer bir eser yazmayı düşünüyse de bu tasarısını gerçekleştiremedi. Ailesinin önerisiyle üçüncü evliliğini 1911 yazında Cemile Hanım ile yaptı. Bu evlilik, 20 gün sürdü. Cemile Hanım’dan ayrılan Hamid, Brüksel’e döndü.


Bayan Lüsyen, İstanbul’a dönüş, Viyana’da sıkıntılı günler

1912’de ağabeyi Nasuhi Bey’in ölümünün ardından Abdülhak Hamid’in işine son verildi. Hamid, aynı yıl 18 yaşındaki Belçikalı Bayan Lüsyen (Lucienne) ile evlendi ve onunla İstanbul’a döndü. Kendisine önerilen Maarif Nazırlığı görevini kabul etmedi. “Validem”, “İlhan” ve “Liberte” adlı eserlerini bastırdı. Meclis Ayan Üyeliğine getirilen ve bir süre sonra meclis başkanı olan Hamid, I. Dünya Savaşı sonunda eşi ile birlikte Viyana’ya gitti. Burada sıkıntılı, parasız günler geçirdi. Türkiye’de geniş yankılara yol açan “Şair-i Azam” adlı şiirini Tanin Gazetesi’nde yayımladı.


Cumhuriyet Dönemi

Hamit, Şairi-i Azam şiirinin yayımlanmasının ardından Ankara hükümetinin devreye girmesiyle İstanbul'a geldi. Kendisine Ankara hükümeti tarafından maaş bağlandı ve belediyenin tarafından İstanbul’da Maçka Palas’ta bir daire sağlandı. Bu arada 1920’de eşi Lüsyen Hanım’dan dostça ayrılmıştı. Bir İtalyan kontu ile evlenen Lüsyen Hanım ile yazışmayı sürdürdü. 1922'de “Ruhlar”, 1923’te “Garam” ve 1924'te “Yabancı Dostlar”’ı yayımlandı. 1925'te “Arziler” ile “Cünün-ı Aşk” basıldı; aynı yıl 73. doğum yıldönümü Galatasaray Lisesi'nde Samipaşazade Sezai ile Halid Ziya'nın da bulunduğu bir törenle kutlandı.

Eski eşi Lüsyen Hanım, 1927'de eşini ve kontes ünvanını terk edip kendisine döndü. 1928'deki ara seçimde TBMM III. dönem İstanbul milletvekili olarak meclise giren Hamid, IV. ve V. dönemlerde de İstanbul milletvekilliği görevini sürdürmüştür.

12 Nisan 1937'de Maçka Palas'ta hayatını kaybetti. Ulusal cenaze töreniyle Zincirlikuyu Asri Mezarlığı'na gömüldü. Bu yeni mezarlığa gömülen ilk kişi o oldu.
kaynak: wiki


Eserleri

Şiirleri:
Sahra (1878), Makber (1885), Ölü (1886), Hacle (1887), Bir Sefilenin Hasbihali (1886), Bâlâ’dan Bir Ses (1911), Validem (1913), İlham-ı Vatan (1918), Tayflar Geçidi (1919), Ruhlar (1922), Garâm (1923), Arziler (1925), Bir Sefilenin Hasbihalinden, Kürsî-i İstiğrak, Bunlar O'dur (1885), Divaneliklerim yahut Belde (1885), Külbe-i İştiyak, Elveda Diyemedik

Oyunları:
İçli Kız (1875), Nesteren (1876), Sabr-ü Sebat (1880), Duhter-i Hindu (1875), Nazife yahut Feda-yı Hamiyet (1876, 1919), Tarık yahut Endülüs Fethi (1879, 1970), Eşber (1880, 1945), Zeynep (1908), Macera-yı Aşk (1873), İlhan (1913), Turhan (1916), İbn-i Musa yahut Zatülcemal (1917), Sardanapal (1917), Abdullah-i Sagir (1917), Finten (1918, 1964), İbni Musa (1919, 1927), Yadigar-ı Harb (1919), Hakan (1935)
Abdülhak Hamit Tarhan Sözleri ( 12 adet )
Makber Şiiri

Eyvah! Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu ah-u zâr kaldı.
Şimdi buradaydı, gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.

Ben gittim, o haksar kaldı,
Bir köşede tarumar kaldı,
Baki o enis-i dilden, eyvah,
Beyrut'ta bir mezar kaldı.

Bildir bana nerde, nerde Yarab,
Kim attı beni bu derde Yarab?
Nerde arayayım o dil rübayı,
Kimden sorayım bi-nevayı?

Derler ki unut o aşnayı,
Gitti tutarak reh-i bekayı,
Sığsın mı hayale bu hakikat?
Görsün mü gözüm bu macerayı?

Sür'atle nasıl da değişti halim,
Almaz bunu havsalam, hayalim.
Çık Fatıma! Lahdden kıyam et,
Yadımdaki haline devam et.

Ketmetme bu razı, söyle bir söz,
Ben isterim, ah, öyle bir söz.
Güller gibi meyl-i ibtisam et,
Dağ-ı dile çare bul, meram et.

Bir tatlı bakışla, bir gülüşle,
Eyyamı hayatımı temam et,
Makber mi nedir şu gördüğüm yer?
Ya böyle reva mı ey cay-ı dilber? / Abdülhak Hamit Tarhan
Gazup Bir Şair

Seneler var ki yazmadım bir şey
Bende yok sanma ra'd-ü berk-u sema
Hayli demdir hamuş idim amma
Feveran oldu, infilak ettim

Sanmayın yer katında bir bodurum
Açmışım gökyüzünde bir uçurum
Ki derununda ben varım ancak

Bugün olsam da bir cihan dide
Karlar altında nevbaharım ben

Yıldırım yağdırır ateş böceğim
Haniya bende böyle şeyhuhet?

Gazebim geçti, sakinim şimdi
yok canım bir latife ettimdi
Mest idim önce, şimdi bihuşum / Abdülhak Hamit Tarhan
Elveda Diyemedik Şiiri

Yıldızsız bir geceydi
Bir dağ çiçeği gibi şimdiden hasretteydim
sürgündüm çok uzaklardaydım,
Ve gözlerindi sürgün sebebim..
Çok çabuk çekildin hayatımdan
Kaderle el eleydin,
Bense kederle sarhoş...
Yarım kalmıştı hikayemiz
Göçmen kuşları gibi gelip geçtin bu şehirden
Belkide hayatımdan
Duymadın haykırışımı, acılarımı,
Benimsin sanmıştım uçtun avuçlarımdan
Tutamadım, gitmede diyemedim
Olamadın bir yıldızın kayışı kadar hayatımda
Zaman çok kısaydı bizim için
Yetmedi gözlerimizden yaşı silecek kadar
Nede elveda diyebilecek kadar... / Abdülhak Hamit Tarhan
Bir Sefilenin Hasbıhalinden Şiiri

Ne idim ben, ne tabii bir kız
Belki sahrada rebii bir kız

En büyük zevkim, ümidim, neşem
Kırda seyran idi, her gün, her dem

Düşünürken o büyük sahrada
Beni halk eyleyeni tenhada

Duruyorken hareketsiz, sessiz
Yere inmiş göğe benzerdi deniz

Aksi tekbir ile dolmuş dereler
Secde eylerdi bütün meşcereler

Şebi mehtap doğar aynı şafak
Her taraf nura olur müstağrak

Akıyormuş gibi her suda hayat
Yüzüyormuş gibi hep mahlukat

Uçacakmış gibi eflake zemin
Halden, mazi ile atiden emin

Mutmain şevk ile soldan, sağdan
Bir şataretle inerdim dağdan. / Abdülhak Hamit Tarhan
Ölmeden önce arkama bir it taktılar. / Abdülhak Hamit Tarhan
Erkekler şiir yazarken kadınların güzelliğinden ilham alırlar. Kadınlar aşk şiiri yazacakken ise karşılarında erkekler vardır. / Abdülhak Hamit Tarhan
Ne ararsan bulunur, derde devadan gayri. / Abdülhak Hamit Tarhan
Felaket gibi hoca az bulunur. / Abdülhak Hamit Tarhan
Kalplere sahip olmayan hükümdar, cihangir olsa yine olur biiktidar. / Abdülhak Hamit Tarhan
Deha, ebediyetlerin silsilesidir. / Abdülhak Hamit Tarhan
Hakim yed-i kudrettir. Yed-i kudret cellat olmaz. / Abdülhak Hamit Tarhan
İnsan dünyada bir Hak'dan, bir de haksız olmaktan korkmalıdır. / Abdülhak Hamit Tarhan
Yorumlar ( 2 Adet ) 💬
CancerCancer
hll spr dvm.
hamdullahhamdullah
valla bu adam tanıdığım kadarıyla çapkının önde gideni
Misafirlerin Şu Anda Baktığı Ünlüler
10💬
Bob Marley Bob Marley
0💬
Nef'i Nef'i
0💬
Dr. Seuss Dr. Seuss
Bugün Doğan Ünlüler ( 30 Mayıs )
Aleksey Aɾkhipoviç Leonov, Sovyet kozmonotu, uzayda yüɾüyen ilk insan. Leonov, uzay yüɾüyüşünü 18 Maɾt 1965'de Voskhod 2 uçuşunda yaptı. Yaklaşık 12 dakika süɾen yüɾüyüş sıɾasında uzayaɾacından 15 metɾe kadaɾ uzaklaştı. Bu sıɾada uzay elbisesi boşlukta o kadaɾ şişmişti ki, Leonov ɾahat haɾeket edemiyoɾ, göğsündeki fotoğ&... Devamını oku >>
Alfred Austin DL (30 Mayıs 1835 - 2 Haziran 1913) Alfred Lord Tennyson ölümü üzerine 1896 yılında Şair Ödülünü atandı bir İngiliz şair oldu. Alfred Austin 30 1835 Mayıs Babası, Joseph Austin ile, Leeds yakınlarındaki Headingley doğdu, Leeds bir tüccar vardı; Annesi, Joseph Locke, M.P. kardeş Honiton iςin. Austin yaρtığı dolayı onun Кatolik inancına Oxford ve Cambridge Hem girme... Devamını oku >>
Mihail Aleksandroviç Bakunin (30 Mayıs [E.U. 18 Mayıs] 1814 ' 1 Temmuz 1876) tanınmış bir Rus devrimci ve kolektivist anarşizm kuramcısıdır. Anarşist düşünürlerin ilk kuşağının temsilcilerindendir ve Anarşizmin babaları olarak anılan düşünürlerden biridir. Bakunin Moskova'nın Kuzeybatısı'nda, Torzok ve Kuvşinovo arasındaki Piramukhino köyündeki aristokrat bir ailenin çocuğudur. 14 yaşındayken T... Devamını oku >>
Mihail Aleksandɾoviç Bakunin (Rusça: Михаил Александрович Бакунин; 30 Mayıs [E.U. 18 Mayıs] 1814 ' 1 Temmuz 1876) tanınmış biɾ Rus devɾimci ve kolektivist anaɾşizm kuɾamcısıdıɾ. Anaɾşist düşünüɾleɾin... Devamını oku >>
Bugün Ölen Ünlüler ( 30 Mayıs )
Alexander Pope (d. 21 Mayıs 1688 - ö. 30 Mayıs 1744), 18'inci yüzyılın başlarındaki en büyük İngiliz şair olarak görülmektedir. Hicivli dizeleriyle ve Homer'i tercümesi ile tanınmıştı. Кahramanlık beyitleri üstüne bir uzmandı. En önemli eserleri 'Essay on Man' (Tanrının her şeyi bildiğini, onun zalim olarak görülmemesi gerektiğini anlatır) ve 'Essay on Criticism'dir. (Kötü eleştirinin kötü e... Devamını oku >>
Boɾis Leonidoviç Pasteɾnak (10 Şubat, 1890 - 30 Mayıs, 1960), Rus şaiɾ, oyun yazaɾı, ɾomancı, çeviɾmen. Çağımızın en büyük şaiɾleɾinden biɾi sayılmaktadıɾ. 1920'leɾde Rus edebiyat çevɾeleɾinde "şaiɾleɾin şaiɾi" ünvanını alan sanatçı, SSCB'nin kültüɾ politikasını yönetenleɾle ile teɾs düşmüş ve şii?... Devamını oku >>
Chɾistopheɾ Maɾlowe, İngiliz asıllı şaiɾ, oyun yazaɾı. Hayatı Chɾistopheɾ Maɾlowe, 26 Şubat 1564'te Canteɾbuɾy'deki St. Geoɾge Kilisesi'nde vaftiz edilmiştiɾ. Canteɾbuɾy'de yaşayan ayakkabıcı John Maɾlowe ve Katheɾine çiftinin oğullaɾıdıɾ. Çok zeki biɾ kişi olduğu için zamanının en iyi eğitimi... Devamını oku >>
Claude Denson Biber (8 Eylül 1900 - 30 Mayıs 1989) Demokrat Parti'nin bir Amerikalı politikacı ve sol-liberalizm ve yaşlılar iςin bir sözcüsü oldu. Dış politikada o 1950'lerde anti-komünist iςin 1940'larda yanlısı Sovyet kaymıştır. O 3 Ocak 1951 iςin, 4 Кasım 1936 Amerika Birleşik Devletleri Senatosu Florida temsil ve 30 Mayıs 1989 tarihinde ölümüne kadar 3 Ocak 1963 den Temsi... Devamını oku >>
Yahudi ıɾkına mensup biɾ tekstil fabɾikatöɾünün oğlu olaɾak 1 Кasım 1886'da Viyana'da dünyaya gelen Heɾmann Bɾoch, çok küçük yaştan itibaɾen müziğe ve bilime ilgi duymasına ɾağmen babasının ısɾaɾlaɾına boyun eğeɾek Mülhausen / Alsas'ta biɾ tekstil okulunu bitiɾdi ve bu alanda mühendis unvanına sahip oldu. 1907 yılında... Devamını oku >>
Fɾançois Maɾie Aɾouet, Fɾansız yazaɾ ve filozof. Daha çok mahlası Voltaiɾe olaɾak tanınmıştıɾ. Fɾansız Devɾimi ve Aydınlanma haɾeketine büyük katkısı olmuştuɾ. Din ve ifade özgüɾlükleɾinin yanı sıɾa, insan haklaɾı konusundaki düşünceleɾi ve felsefi yazılaɾı ile ünlenmiştiɾ. Eseɾleɾinde Kilis... Devamını oku >>